Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

35 — Fâtır Suresi (فاطر) • Ayet 31
وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ 31 ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ 32 جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ 33 وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّـنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ 34 اَلَّـذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ 35
Meal ve Tefsiri

31- Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekileri doğrulayıcı olan hakkın ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarından çok iyi haberdardır, onları görendir. 32- Sonra Kitabı seçtiğimiz kullarımıza miras verdik. Bununla beraber onlardan kimisi nefsine zulmeder. Kimisi orta yol üzeredir. Kimisi de Allah’ın izni ile hayırlarda yarışıp öne geçer. İşte bu (miras) büyük bir lütuf/fazilettir. 33- (Onların mükafatı) Adn cennetleridir. Onlar oraya girerler ve orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. 34- Diyeceklerdir ki:“Bizden her türlü kederi gideren Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz Ğafurdur, Şekurdur.” 35- “O, lütfu ile bizleri ebedi ikamet yurduna yerleştirdi. Burada hiç yorgunluk çekmeyeceğiz ve hiç bıkkınlık da duymayacağız.”

31. Yüce Allah, peygamberine vahiy yolu ile bildirdiği Kitabın çokça hakkı ihtiva etmesi, onun esaslarını da kuşatması dolayısı ile hak adeta kendisinden ibaretmişçesine “hakkın ta kendisi” buyurmaktadır. Bu nedenle onun hakkında kalplerinizde herhangi bir darlık olmasın, bundan dolayı rahatsızlık duymayın ve onu hiçbir zaman küçümsemeyin. Bu Kitap hakkın ta kendisi olduğuna göre onun delâlet ettiği ilâhî meseleler, gaybî hususlar ve diğerlerinin de vakıaya uygun olması gerekir. Ayrıca bu Kitapla, onun zahir ifadesine ve delâlet ettiği manaya muhalif olan şeylerin kastedilmiş olması da mümkün değildir. “Kendinden öncekileri” daha önce gönderilmiş kitapları ve peygamberleri “doğrulayıcı”dır. Çünkü ondan önceki kitaplar ve peygamberler, onun geleceğini haber vermiştir. Bu Kitabın gelmesi ile öncekilerin de verdikleri haberlerin doğruluğu çıkmış oldu. Bu Kitabın geleceğini müjdelemiş ve haber vermişlerdir. Bu kitap da onları tasdik etmektedir. Bu yüzden herhangi bir kimsenin Kur’ân’ı inkâr etmekle birlikte önceki kitaplara iman ediyor olması, katiyen mümkün değildir. Çünkü onun bu Kitabı inkâr etmesi, önceki kitaplara olan imanını ortadan kaldırır. Zira önceki kitapların verdiği haberler arasında Kur’ân’ın geleceği haberi de vardır. Diğer taraftan önceki kitapların verdiği haberler, Kur’ân’ın haberlerine de uygundur. “Şüphesiz Allah, kullarından çok iyi haberdardır, onları görendir.” O nedenle her bir ümmete ve her bir kişiye durumuna yakışanı verir. Önceki şeriatlerin ancak kendi dönemlerine ve şartlarına uygun olması da bu kapsam içerisindedir. Bu nedenledir ki Yüce Allah, son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i gönderinceye kadar peygamberleri ardı arkasına göndermiştir. Son peygamber ise kıyamet gününe kadar insanların bütün maslahatlarını karşılayabilecek ve her zaman için hayırlı olanı gerçekleştirmenin teminatı olan bu şeriatı getirmiştir. Bu ümmet, ümmetler içinde akıl bakımından en kâmil, fikir itibari ile en iyi, kalp itibari ile en hassas ve ince, ruh itibari ile de en temiz olduğundan dolayı Yüce Allah, onları seçmiş ve İslâm dinini de onlar için seçmiştir. Diğer kitaplar hakkında hüküm vermek konumunda olan bu Kitabı da onlara miras vermiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
32. “Sonra Kitabı seçtiğimiz kullarımıza” bunlar bu ümmettir “miras verdik. Bununla beraber onlardan kimisi” küfürden daha aşağı mertebede bulunan masiyetlerle “nefsine zulmeder. Kimisi orta yol üzeredir.” Sadece farzları yapar ve haramları da terk eder. “Kimisi de Allah’ın izni ile hayırlarda yarışıp öne geçer.” Hayır işlemekte elini çabuk tutar ve gayretle çalışır. Böylelikle diğerlerini geride bırakır. Bu ise farzların yanı sıra nafileleri çokça işleyen, haramların yanı sıra mekruhları da terk eden kimsedir. Bütün bunları Yüce Allah, bu Kitabı miras almaları için seçmiştir. Mertebeleri farklı, halleri çeşitli olsa dahi bu böyledir. Onların her biri, bu Kitab’ın mirasçılığından bir paya sahiptir. Nefsine zulmeden kimse dahi böyledir. Çünkü onun taşıdığı imanın aslı, iman ilimleri ve imanın gerektirdiği ameller, Kitab’a mirasçı olmanın bir parçasıdır. Zira Kitab’a mirasçı olmaktan kasıt, onun ilim ve amelini miras almak, lafızlarını okuyup incelemek ve onun manalarını çıkartmaktır. “Allah’ın izni ile” buyruğu hayırlarda öne geçenlerle ilgilidir. Ki bu tür kimseler amelleri dolayısı ile gurura kapılmasınlar. Aksine hayırlarda ileri geçmeleri, ancak Yüce Allah’ın tevfiki ve yardımı ile olduğunu bilsinler. Öyleyse Yüce Allah’a kendisine ihsan etmiş olduğu bu nimetler dolayısı ile şükür ile meşgul olmalıdırlar. “İşte bu (miras) büyük bir lütuf/fazilettir.” Yani Yüce Allah’ın kullarından seçtiği kimselere bu Kitab’ı miras vermesi, pek büyük bir lütuftur. Ona nispetle diğer bütün nimetler yok hükmündedir. Kayıtsız ve şartsız olarak en üstün nimet, en büyük lütuf, bu Kitab’a mirasçı olmaktır. Daha sonra Yüce Allah kendilerine Kitabı miras verdiği kimselerin mükâfatlarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
33. Bu cennetlerde ağaçlar, koyu gölgeler, güzel bahçeler, coşkun ırmaklar, yüksek köşkler ve ihtişamlı meskenler vardır. Üstelik bu, ebediyen sürüp gidecek ve bu mükemmel yaşantının sonu gelmeyecektir. “Adn”, ikamet demektir. Adn cennetleri ise ikamet edilecek cennetler demektir. Cennetlerin ikamete izafe edilmesi, ikamet ve ebediliğin hem o cennetin, hem de orada yaşayacak olanların sabit vasfı oluşundan dolayıdır. “Orada” hoşlarına gidecek tarzda kollarına takınacakları “altın bileziklerle ve incilerle süslenirler.” Bu süslerinin başkalarından daha güzel olduğunu görecekler. Cennette süslenmek bakımından erkeklerle kadınlar arasında fark yoktur. İnciler de onların elbiseleri ve bedenleri üzerinde sıra sıra dizili olacaktır. “Oradaki elbiseleri de ipektir.” İnce ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir.
34. Nimetleri tamama erip lezzetleri kemal derecesine ulaşınca “diyecekler ki: Bizden her türlü kederi gideren Allah’a hamdolsun.” Bu her türlü kederi ve üzüntüyü kapsar. Güzelliklerinde, yiyecek ya da içeceklerinde, lezzetlerinde, bedenlerinde yahut orada sürekli kalışlarında ortaya çıkabilecek herhangi bir eksiklik sebebi ile üzüntüye kapılmayacaklardır. Onlar daha fazlası mümkün olmayacak pek çok nimetler içerisinde olacaklar ve ebediyen de bu nimetler artıp duracaktır. “Şüphesiz Rabbimiz Ğafurdur.” Çünkü bizim hata ve günahlarımızı bağışlamıştır. “Şekurdur.” Çünkü bizim iyiliklerimizi kabul buyurmuş, onları kat kat artırmış ve lütfuyla bizim amellerimizin ve hatta temennilerimizin dahi ulaşamayacağı nimetleri ihsan etmiştir. O’nun mağfireti sayesinde hoşlanılmayan ve kendisinden korkulan her şeyden kurtulmuşlar. O’nun Şekûr oluşu ve lütfu dolayısı ile de arzulanan ve sevilen her şeyi elde etmiş olacaklardır.
35. “O” amellerimizle değil de üzerimizdeki keremi ve “lütfu ile bizleri ebedi ikamet yurduna yerleştirdi.” Geçici olarak konaklamak veya uğrayıp bir süre kalmak için değil sürekli yerleşip karar kılmak üzere bizi kendisinde ikametin devamlı olacağı, hayırlarının çokluğu, sevinçlerinin ardı arkasının kesilmemesi ve orada insanı üzecek ve rahatsız edecek hiçbir şeyin bulunmaması dolayısıyla orada kalmanın son derece arzu edileceği bu yurda yerleştirdi. Bunlar O’nun lütfu ile olmuştur. O’nun lütfu olmasaydı bizim bu yüce makamlara erişmemiz söz konusu olmazdı. “Burada hiç yorgunluk çekmeyeceğiz ve hiç bıkkınlık da duymayacağız.” Yani bedenlerimizde kalplerimizde ve güçlerimizde yorgunluk söz konusu olmayacağı gibi bu nimetlerden çokça yararlanmaktan dolayı bir bıkkınlık da söz konusu olmayacaktır. Bu da Yüce Allah’ın, bedenlerini kamil manada canlı ve hayat dolu kılacağına, sürekli olarak rahatlık sebeplerini hazırlayacağına, kendilerine hiçbir yorgunluk ve hiçbir usanç dokunmayacak şekilde bu vasıflarını koruyacağına, bu nedenle de hiçbir üzüntü, keder, yorgunluk ve bıkkınlık duymayacaklarına delildir. Aynı şekilde onların cennette uyumayacaklarına da delildir. Çünkü uyumanın faydası, yorgunluğun gitmesi ve uyumak sureti ile rahata kavuşmaktır. Cennetliklerin ise buna ihtiyacı yoktur. Zira uyku, küçük ölümdür. Cennetlikler ise ölmezler. Allah, lütuf ve keremi ile bizi de onlardan kılsın.