Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

39 — Zümer Suresi (الزمر) • Ayet 45
وَاِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَحْدَهُ اشْمَاَزَّتْ قُلُوبُ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِۚ وَاِذَا ذُكِرَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ 45 قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ 46
Meal ve Tefsiri

45- Allah tek başına anıldığında âhirete inanmayanların kalpleri nefretle dolar. O’nun dışındakiler anıldığında ise hemen yüzleri güler. 46- De ki:“Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi ve açığı bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri konularda kullarının arasında Sen hüküm vereceksin.”

45. Yüce Allah, müşriklerin durumlarını ve şirklerinin gereği olan davranışlarını söz konusu etmekte ve onların “Allah tek başına anıldığında” tevhid edildiğinde, din yalnızca O’na halis kılmak sureti ile amelde bulunulup O’nun dışında tapındıkları varlıklar terk edildiğinde “âhirete inanmayanların kalpleri nefretle dolar.” Bu işten alabildiğine nefret eder ve hiçbir şekilde hoşlanmazlar. Buna karşılık “O’nun dışındakiler” putlar ve O’na eş koşulan ortaklar “anıldığında” ve bir kimse onlara ibadet etmeye çağırıp onları övdüğünde “hemen” mabudlarının anılmasına sevinirler ve şirk konusunda kendi hevâ ve arzularına uygun düştüğünden dolayı “yüzleri güler.” Bu durum karşı karşıya kalınabilecek hallerin en kötüsü, en çirkinidir. Ama onların cezalandırılması için vaadolunan gün, ceza/kıyamet günüdür. Orada onların haksızlıkları cezalandırılacaktır ve o vakit Allah’tan başka tapındıkları uydurma ilâhlarının kendilerine en ufak bir faydalarının olmadığı görülecektir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmaktadır: 46. “De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan” ve onları düzenleyen, işlerini çekip çeviren, bizim göremediğimiz ve bilemediğimiz “gizliyi ve” görüp tanık olduğumuz “açığı bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri konularda kullarının arasında Sen hüküm vereceksin.” İhtilafın söz konusu olduğu en büyük husus ise ihlâs sahibi muvahhidler ile Senin dışında birtakım putları, heykelleri ve Sana eş koşulan varlıkları ilâh edinen müşrikler arasındaki ihtilaftır. İhlaslı muvahhidler izledikleri yolun hak olduğunu, âhirette güzel mükâfatların yalnızca kendilerinin olduğunu söylerler. Müşrikler ise ilâh diye edindikleri ve hiçbir değeri bulunmayan put ve heykelleri sana ortak tutarlar. Şanına yakışmayan ve senin için kusur olacak şeyleri sana nispet ederler. Uydurma ilâhları anıldığı vakit sevinir, Sen anıldığın vakit nefret duyarlar. Bununla birlikte kendilerinin hak üzere olduklarını, başkalarının ise batıl yolda olduğunu, güzel mükâfatların da kendilerinin olacağını ileri sürerler. Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“İman edenler, yahudiler, sâbiîler, hristiyanlar, Mecusiler/ateşperestler ve müşrikler (var ya); muhakkak Allah Kıyamet gününde aralarında hükmedecektir. Muhakkak Allah her şeye şahittir.”(el-Hac, 22/17) Bundan sonraki âyeti kerimelerde Yüce Allah, onlar arasında hükmünü şöyle haber vermektedir:“Bunlar Rableri hakkında davalaşan iki hasımdırlar. Kâfir olanlar için ateşten elbiseler biçilir. Başları üzerinden kaynar su dökülür. Onunla karınlarında ne varsa eritilir, derileri de. Ve onlar için demirden topuzlar da vardır.”(el-Hac, 19/21) Ve nihâyet bu açıklamaları şu buyruklara kadar devam eder: “Muhakkak Allah mü’min olup salih amel işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri de ipektir.”(el-Hacc, 22/23) Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince, işte onlaradır güven ve onlardır hidâyete ermiş olanlar.”(el-En’âm, 6/82)“Gerçek şu ki, kim Allah’a ortak koşarsa, hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ise ateştir.”(el-Mâide, 5/72) Bu âyet-i kerimede Yüce Allah’ın yaratmasının kapsamı, ilminin kuşatıcılığı ve bütün kulları arasındaki hükmünün umumiliği dile getirilmektedir. Mahlukatın ortaya çıkmasını sağlayan kudreti, O’nun her şeyi kuşatan ilmi, kulları arasında hüküm vereceğine, onları ölümlerinden sonra dirilteceğine, hayrı ile şerri ile amellerini, bu amellerinin karşılıklarını bildiğine, ayrıca yaratmasının da ilmine delil olduğuna delâlet etmektedir:“Yaratan bilmez mi hiç?”(el-Mülk, 67/14)