Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
وَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِع۪ينَ لِلّٰهِۙ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ
199
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
200
Meal ve Tefsiri
199- Muhakkak Kitap ehlinden öyleleri vardır ki Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah’a korku ile boyun eğerek- iman ederler. Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında satmazlar. İşte onların ecirleri Rableri katındandır. Şüphesiz Allah hesabı çabucak görendir. 200- Ey iman edenler, sabredin, sabırda yarışın, ribât yapın ve Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
199. Yâni hiç şüphesiz kitab ehlinden hayra ulaşmak muvaffakiyetini elde etmiş, Allah’a iman eden, hem size indirilene hem kendilerine indirilene inanan bir kesim de vardır. İşte kişiye fayda sağlayacak olan iman da budur. Yoksa peygamberlerin ve kitapların bir bölümüne iman edip de bir bölümünü inkâr edenlerin imanı hiçbir fayda sağlamaz. Bundan dolayıdır ki onların imanları kapsamlı ve gerçek bir iman olduğundan onlara fayda vermiş ve kalplerinde Allah korkusunu, O’nun celâli ve azameti önünde itaatle eğilme duygularını uyandırmıştır. Bu da O’nun emir ve yasaklarına itaatle bağlanmayı, O’nun sınırlarını aşmamayı beraberinde gtirmiştir. İşte gerçek anlamda kitap ve ilim ehli olanlar bunlardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kulları arasında Allah’tan ancak âlim olanlar korkar.”(Fâtır, 35/28) Bunların Allah’a karşı korku ve itaatlerinin tam olmasının bir sonucu da şudur ki onlar, “Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında satmazlar.” Hiçbir zaman dünyayı dinlerinin önüne geçirerek Allah’ın indirdiklerini gizleyen ve O’nun indirdiklerini az bir bedele satan sapkınların yaptıkları gibi yapmazlar. Bunlar işi gerçek mahiyeti ile kavramışlar ve dinlerini bırakmak karşılığında değersiz dünyalıklara razı olmanın ve nefsin aşağılık birtakım arzularının yanında yer alarak hakkı terk etmenin en büyük hüsran olduğunu anlamışlardır. İşte onların bu yaptıkları dünya ve âhirette elde edilebilecek en büyük pay ve en büyük kurtuluştur. O nedenle onlar hakkı tercih ettiler, hakkı açıkladılar, hakka davet ettiler ve batıldan da sakındırdılar. Allah da onların bu hallerine karşılık pek büyük ve çok güzel mükâfatlar vaadederek amellerinin karşılığını vereceğini bildirmiştir. Ayrıca Yüce Allah onlara pek yakın olduğunu ve hesabı da pek çabuk göreceğini haber vermektedir ki onlar Allah’ın kendilerine vaadettiğinin, geç gelecek bir şey olduğunu sanmasınlar. Çünkü gelecek ve gerçekleşmesi muhakkak olan her bir şey, pek yakın demektir.
200. Daha sonra Yüce Allah mü’minleri kurtuluşa ulaştıracak olan şeyleri yapmaya teşvik etmektedir. Kurtuluş (felah) ise kişinin mutluluğa kavuşması ve başarılı olması demektir. Ona ulaştıran yol ise sabırdan ayrılmamaktır. "Sabır ise kişinin nefsini hoşlanmadığı konularda kontrol altında tutmasıdır bu da günahları terk etmek, musibetlere katlanmak ve nefislere ağır gelen emirlerde sebat göstermek şeklinde olur. İşte Yüce Allah onlara bütün bu hallerde sabır göstermeyi emretmektedir. Sabır yarışı (musabere) ise bunu sürekli olarak yapmak, bu özelliği korumak ve bütün hallerde de düşmanlara karşı direnmek demektir. Ribat yapmak (murabata) ise düşmanın ulaşma ihtimali ve endişei bulunan yerden (özellikle sınır boylarından) ayrılmamak ve bu yerlerde düşmanlarını gözetleyerek onların maksatlarına ulaşmalarına engel olmaktır. Mü’minler bunları yerine getirmelidirler ki kurtuluşa erebilsinlir, yani dini, dünyevi ve uhrevi alanlarda sevdiklerini elde edip hoşlarına gitmeyen şeylerden kurtulsunlar. Buradan sözü geçen sabır, sabır yarışı ve ribatta bulunma olmaksızın kurtuluşa erme imkânı olmadığı anlaşılmaktadır. Kurtulanlar ancak bunlarla kurtulmuştur. Kurtuluş imkânını elden kaçıranlar da ancak bunları yerine getirmedikleri yahut bunların bir kısmını ihmal ettikleri için kaçırmışlardır. Muvaffakiyet Allah’tandır. İtaat etme gücü ve günahtan korunabilme imkânı ancak O’ndandır.
Âl-i İmran Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a nimetleri dolayısı ile hamdeder, üzerimizdeki nimetlerini de tamamlamasını niyaz ederiz.
***