Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

41 — Fussilet Suresi (فصلت) • Ayet 1
حٰمٓۜ 1 تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ 2 كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ 3 بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ 4 وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ 5 قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ 6 اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ 7 اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ 8
Meal ve Tefsiri

1- Hâ, Mîm. 2- (Bu Kitap) Rahmân ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiştir. 3- O, bilen bir toplum için âyetleri gereği gibi açıklanmış bir kitap, Arapça bir Kur’ân’dır. 4- Müjdeleyici ve uyarıcı olarak (indirilmiştir). Ama onların çoğu yüz çevirdiler. Bundan dolayı artık onlar işitmezler. 5- Dediler ki:“Bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz örtüler içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık ve bizimle senin aranda da bir perde vardır. O nedenle sen yapacağını yap, şüphesiz biz de yapacağız.” 6- De ki:“Ben ancak sizin gibi bir insanım. Ancak bana sizin ilâhınız ancak bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. O halde O’na ulaştıran dosdoğru yola girin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin vay haline!” 7- Onlar, zekât vermezler/arınmazlar, üstelik âhireti de kesinlikle inkâr ederler. 8- İman edip salih ameller işleyenlere gelince onlar için kesintisiz bir mükafat vardır.

(Mekke’de inmiştir. 54 âyettir)
2. Yüce Allah, bu şerefli Kitab’ın, bu güzel Kur’ân’ın, rahmeti her şeyi kuşatmış bulunan “Rahmân ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiş” olduğunu kullarına haber vermektedir. O’nun rahmetinin en büyük ve en üstün özelliklerinden birisi de bu Kitabı indirmesidir. Bu Kitap sayesinde ilim, hidâyet, aydınlık, şifa, rahmet ve pek çok hayırlar gerçekleşmiştir. Bunlar da Allah’ın kulları üzerindeki en üstün nimetlerindendir. Zira bu Kitap, dünya ve âhirette mutluluğa giden yolu gösterir.
3. Daha sonra Yüce Allah, bu Kitabın açıklamalarının eksiksiz olduğunu belirterek O’nu övmekte ve ondan:“Âyetleri gereği gibi açıklanmış” diyerek söz etmektedir. Yani bu kitap her bir hususu gerekli sınırları çerçevesinde geniş geniş açıklamıştır. Bu da tam anlamı ile bir açıklamayı ve her şeyi birbirinden ayırt etmeyi, hakikatleri birbirine karışmayacak şekilde ortaya koymayı ifade eder. Bu Kitap “Arapça bir Kur’ân’dır” dillerin en mükemmeli olan, fasih Arap dili ile indirilmiş, âyetleri geniş geniş açıklanmış Arapça bir kitaptır. “Bilen bir toplum için” yani lafzı açıklık kazandığı gibi, manası da böyle bir topluluk tarafından açıkça anlaşılsın, hidâyeti sapıklıktan, doğruluğu eğrilikten açıkça ayırt edebilsinler diye böyle indirilmiştir. Hidâyetin sapıklıklarını, açıklamanın da körlüklerini artırmaktan başka bir işe yaramadığı cahillere gelince bu Kitaptaki ifadeler onlar için değildir. Çünkü:“Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler.”(el-Bakara, 2/6)
4. “Müjdeleyici ve uyarıcı olarak (indirilmiştir).” Bu Kitap, dünya ve âhiretteki mükâfatları müjdeler, dünya ve âhiretteki cezalara karşı da uyarır. Bunların genişçe açıklamalarını zikrettiği gibi müjdeleme ve uyarmanın kendisiyle gerçekleşeceği sebep ve vasıfları da zikretmiştir. İşte bunlar, bu Kitab’ın sıfatlarıdır. Bundan dolayı bu Kitab’ın kabul ve itaat ile, iman ile ve gereğince amel ile karşılanması, kabul edilmesi gerekir. Ancak insanların pek çoğu, kibirlilerin tavrı ile bu Kitaptan yüz çevirmişlerdir. “Bundan dolayı artık onlar işitmezler.” onu kabul etmez ve çağrısına uymazlar. Her ne kadar onlar dinen aleyhlerinde delilin ortaya konmasını sağlayacak şekilde (lafzını kulakları ile) işitmiş olsalar da onu kabul etmezler.
5. Bu Kitap’tan yüz çeviren kimseler, o Kitab’a ulaşmayı sağlayan kapıları yüzlerine kapatmak sureti ile ondan yararlanmadıklarını açıklayarak “dediler ki: Bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz örtüler içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık” sağırlık vardır, bundan dolayı seni işitmiyoruz. “Bizimle senin aranda da bir perde vardır” seni görmüyoruz. Bundan maksat şudur: Onlar, her bakımdan bu Kitaptan yüz çevirdiklerini açıkça ortaya koydular. Bu Kitaba nefret duyduklarını, izlemekte oldukları yoldan da hoşnut olduklarını açıkladılar. Bundan dolayı da:“O nedenle sen yapacağını yap, şüphesiz biz de yapacağız, dediler.” Sen dinin gereğince amel etmeye razı olduğun gibi, biz de kendi dinimiz gereği amel etmeye bütünü ile razıyız. Bu, ilâhî yardımdan mahrum kalmanın en ağır şekillerindendir. Çünkü sapıklığı hidâyete tercih ettiler, küfrü iman ile değiştirdiler ve âhiretlerini verip dünyayı satın aldılar.
6. Ey Peygamber! “de ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım. Ancak bana sizin ilâhınız ancak bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.” Yani benim vasfım ve görevim işte budur. Ben sizin gibi bir insanım, benim elimde hiçbir yetki yoktur ve sizin acele gelmesini istediğiniz şey, benim yanımda değildir. Allah’ın beni size üstün kıldığı, ayrıcalık verdiği ve bana özellikle ihsan ettiği şey ise bana verdiği bu vahiydir. Bana ona uymamı ve sizi de ona davet etmemi emretmiştir. “O halde O’na ulaştıran dosdoğru yola girin.” Benim verdiğim haberleri tasdik etmek, emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak sureti ile Yüce Allah’a ulaştıran yolu izleyin. İşte istikametin (dosdoğru yol üzere olmanın) gerçek manası budur. Sonra da bunun üzerinde ısrarla devam edin. Yüce Allah’ın:“O’na” buyruğunda, ihlâsa dikkat çekilmektedir. Yani amelde bulunan kimse, amelini yaparken maksadı ve gayesi, Yüce Allah'ın rızası, O’nun lütuf ve ihsan yurduna ulaşmak olmalıdır. Böylelikle onun ameli ihlaslı, geçerli ve faydalı olur. Bu olmadığı takdirde ise onun ameli batıldır, boşunadır. Kul, her ne kadar dosdoğru yolda ilerlemeye gayret gösterse bile bazı hallerde verilen bir emri kusurlu işlemek yahut bir yasağı işlemek gibi bu yolda tökezlemesi kaçınılmaz olduğundan dolayı Yüce Allah, bunun da ilacını kullara göstermekte ve tevbeyi de kapsayan istiğfarı emrederek şöyle buyurmaktadır: “Ve O’ndan mağfiret dileyin.” Daha sonra da istikameti terk edenleri tehdit ederek de şöyle buyurmaktadır: Herhangi bir fayda sağlayamayan, zarar veremeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, öldükten sonra da diriltemeyen Allah’tan başka varlıklara ibadet eden “müşriklerin vay haline!” 7. “Onlar zekât vermezler/arınmazlar...” Bunlar kendilerini günah kirlerine gömerler, Rablerini tevhid etmek ve O’na ihlâs ile yönelmek sureti ile temizlenip arınmazlar. Namaz kılmazlar, zekât da vermezler. Onlar tevhid ve namaz sayesinde Yaratıcıya ihlâsla yönelmedikleri gibi zekât ve benzeri amellerle de Allah’ın yarattıklarına faydalı olmazlar. “üstelik âhireti de kesinlikle inkâr ederler.” Öldükten sonra dirilişe de cennete ve cehenneme de iman etmezler. Bundan dolayı kalplerinden korku gitti mi hemen âhirette kendilerine zararlı olacak şeyleri işlemeye kalkışırlar.
8. Yüce Allah, kâfirleri söz konusu ettikten sonra mü’minleri, onların niteliklerini ve mükâfatlarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: Bu Kitab’a ve bu Kitab’ın içerdiği inanılması gereken şeylere “iman edip salih ameller işleyenlere” imanlarının samimiyetini ihlâs ve peygambere tâbi olma vasıflarına sahip olan salih amellerle ortaya koyanlara “gelince onlar için kesintisiz” ve büyük “bir mükafat vardır.” Bu mükafat bitip tükenmez. Ardı arkası kesilmez. Devam edip gider, her an artıp durur, bütün lezzet ve arzuları ihtiva eder.