Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

42 — Şûrâ Suresi (الشورى) • Ayet 36
فَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ 36 وَالَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَـبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَۚ 37 وَالَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۚ 38 وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ 39
Meal ve Tefsiri

36- Size verilmiş her ne varsa, dünya hayatının (geçici) menfaatidir. Allah’ın katındakiler ise iman edip yalnızca Rablerine tevekkül edenler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. 37- Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan uzak dururlar. Öfkelendikleri zaman da bağışlarlar. 38- Onlar, Rablerinin çağrısını kabul ederler, namazı dosdoğru kılarlar, işlerini aralarında istişare ile hallederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. 39- Onlar, haksızlığa uğradıkları zaman da yardımlaşarak haklarını alırlar.

36. Bu buyrukla Yüce Allah, dünya hayatına gereğinde fazla rağbet göstermemeyi buna karşılık âhirete yönelmeyi teşvik etmekte ve âhiret nimetlerine ulaştırıcı amelleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Size verilmiş” mülk, başkanlık, mal, evlat, sağlık ve bedeni afiyet kabilinden “her ne varsa, dünya hayatının (geçici) menfaatidir.” Gelip geçici, tükenmeye mahkûm ve hevesi kursakta kalan bir lezzettir. “Allah’ın katındakiler” pek büyük mükâfat, oldukça değerli ecir ve kalıcı nimetler “ise iman edip yalnızca Rablerine tevekkül edenler için” dünya lezzetlerinden -âhiretle aralarında hayırlılık bakımından herhangi bir kıyas kabul etmeyecek derecede- “daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” Çünkü âhiret nimetlerini gölgelendirecek herhangi bir keder yoktur. O nimetleri kursakta bırakacak bir husus bulunmaz. O nimetleri bırakıp başka bir yere gitmeyi istemek, söz konusu bile olmaz. Bunca mükâfatın kime ait olacağı hususu da belirtilerek bunların “iman edip yalnızca Rablerine tevekkül edenler” için oldukları bildirilmektedir. Yani imanın zahir ve batın amellerini gerektirecek şekilde doğru bir iman ile birlikte her bir amelin aracı durumunda olan tevekkülü bir arada bulunduranlar bu mükâfata nail olurlar. Çünkü beraberinde tevekkülün bulunmadığı her bir amel, eksiktir. Tevekkül ise kulun kalbinin, sevdiği şeylerin sağlanması ve hoşlanmadığı hususların bertaraf edilmesi hususunda Yüce Allah’a güvenip dayanmasıdır.
37. “Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan uzak dururlar.” Büyük günahlar ve hayasızlıklar arasında -hepsi de büyük günah olmakla birlikte- şu fark vardır: Hayasızlıklar, zina ve benzeri insan nefsinin işlemek için bir istek ve eğilim duyduğu günahlardır. Büyük günahlar ise bu kabilden olmayanlardır. Bu ayrım, her iki tabirin bir arada zikredildiği hallerde söz konusudur. Bunların her birisi tek başına zikredilecek olursa diğeri de onun kapsamına girer. “Öfkelendikleri zaman da bağışlarlar.” Yani onlar, üstün ahlakî değerleri ve güzel davranışları huy edinmişlerdir. Hilm (kusurları affedip cezalandırmamak) onların karakteri, güzel ahlâk onların tabiatıdır. Bir kimse söylediği sözlerle yahut davranışları ile onları kızdıracak olursa onlar öfkelerini yutarlar ve gereğini yerine getirmezler. Aksine affederler. Kötülük yapana iyilikle, affedip bağışlamakla karşılık verirler. Bu affedip bağışlama sonucunda da hem kendileri için hem başkaları için pek çok maslahatlar gerçekleşir ve pek çok kötülükler de bertaraf edilir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sen (kötülüğü) en güzel şekliyle uzaklaştır. O zaman seninle kendisi arasında düşmanlık olan kimse, sanki candan bir dost oluverir. Bu (güzel haslete) ancak sabredenler kavuşturulur. Ona ancak (hayırdan) büyük bir paya sahip olanlar kavuşturulur”(Fussilet, 41/34-35)
38. “Onlar, Rablerinin çağrısını kabul ederler.” O’na itaat edip boyun eğerler, çağrısına koşarlar. Onların maksadı, O’nun rızasını elde etmek, amaçları O’na yakın olup kurtuluşa ermektir. Namaz kılmak ve zekât vermek de Allah’ın çağrısını kabul etmenin bir bölümüdür. Bundan dolayı Yüce Allah, bunların şeref ve faziletlerine delâlet etmek üzere özel olanı genel olana atfetme kabilinden bunları Rablerinin çağrısını kabul etme vasıflarına atfetmişti:“namazı dosdoğru kılarlar” yani zahiri ile batıni ile farzı ile nafilesi ile yerine getirirler. “Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.” Zekât, akraba ve benzerlerine nafakalarını vermek gibi farz harcamaları da bütün insanlara sadaka vermek gibi müstehab harcamaları yaparlar. Dünyevî ve dinî “işlerini aralarında istişare ile hallederler.” Aralarında ortaklaşa görülmesi gereken ve hepsini ilgilendiren işlerde, kimse kendi görüşünü dayatmaz. Bu davranış onların birlikte oluşlarının, birbirlerini sevip birbirleri ile kaynaşmalarının, birbirlerine samimi olarak bağlanmalarının bir sonucudur. Akılları itibari ile üstün olduklarından dolayı hakkında fikir yürütmek ve görüş ortaya çıkarmak ihtiyacı bulunan herhangi bir işe el atmak istediklerinde, bu iş için bir araya gelip toplanırlar, biribirlerine danışırlar. O iş hakkında gerekli araştırma ve incelemeleri yaparlar. Nihâyet maslahatın ne yönde olduğunu tespit edecek olurlarsa, hemen bunu değerlendirir ve yerine getirmeye çalışırlar. Savaş, cihâd, memurların tayini, cephe kumandanlığı, hakimlik ve benzeri görevler için yetkililer tayin etmek, genel olarak dinî meselelerle ilgili araştırmalar yapmak vb. hususlar buna örnektir. Bu gibi hususlar ortak işlerdendir. Bu hususlarda doğruyu açıklığa çıkarmak için araştırma yapmak, Yüce Allah’ın sevdiği işlerdendir ve bu âyet-i kerimenin kapsamına dahildir.
39. “Onlar, haksızlığa uğradıkları zaman” düşmanları tarafından onlara haksızlık yapıldığında “yardımlaşarak haklarını alırlar.” Güçlü ve izzet sahibidirler. İntikam almaktan âciz ve zelil kimseler değildirler. Yüce Allah, onları iman, Allah’a tevekkül etmek, küçük günahların bağışlanmasına sebep teşkil eden büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınmak, tam anlamı ile Allah’ın emirlerine bağlanmak, Rablerinin çağrısını kabul etmek, namaz kılmak, çeşitli ihsan ve iyilik yollarında infakta bulunmak, işlerini istişare ile halletmek ve düşmanlarına karşı güçlü olup intikam almakla nitelendirmektedir. İşte bunlar, mü’minlerin kendilerinde toplamaları gereken kamil özelliklerdir. Onların bu özelliklere sahip olmaları, bunlardan daha alt derecedeki güzel davranışları yerine getirmelerini ve bunların aksinden uzak kalmalarını da gerektirir.