Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

42 — Şûrâ Suresi (الشورى) • Ayet 40
وَجَزٰٓؤُ۬ا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ 40 وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَا عَلَيْهِمْ مِنْ سَب۪يلٍۜ 41 اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ 42 وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ۟ 43
Meal ve Tefsiri

40- Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Ama kim affeder ve arayı düzeltirse artık onun mükâfatını vermek, Allah’a aittir. Şüphe yok ki O, zalimleri sevmez. 41- Kim de zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, onlara bir vebal yoktur. 42- Vebal, ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenleredir. İşte onlar için can yakıcı bir azap vardır. 43- Kim de sabreder ve bağışlarsa hiç şüphesiz bu, azmedilmeye değer işlerdendir.

40. Yüce Allah, bu âyet-i kerimede cezalandırmanın çeşitli mertebelerini söz konusu etmektedir. Bunlar üç mertebedir: Adalet, fazilet ve zulüm. Adalet mertebesi, kötülüğe ne eksik ne de fazla, tam onun dengi bir kötülükle karşılık vermektir. Cana can, her bir organa karşılık onun benzeri bir organ, malın da misli ile tazminatının ödenmesi gibi. Fazilet mertebesi ise kötülük yapanı affedip arayı düzeltmektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama kim affeder ve arayı düzeltirse artık onun mükâfatını vermek, Allah’a aittir.” Böylesine Allah, pek büyük bir mükâfat ve pek çok sevap verir. Yüce Allah’ın affetmekte ıslahı/düzeltmeyi şart koşması, eğer suç işleyen kimse affedilmeye layık değilse ve şer’î maslahat da onun cezalandırmasını gerektiriyor ise o takdirde affetmenin dinen istenen bir iş olmadığının anlaşılması içindir. Affedenin mükâfatının Allah’a ait olduğunun belirtilmesi, kişiyi affa teşvik etmekte ve onu diğer insanlara Allah’ın kendisine muamele etmesini istediği şekilde muamele etmesi için gayrete getirmektedir. Kul, Allah’ın kendisini affetmesini istediği gibi, o da Allah’ın kullarını affetmelidir. Allah’ın kendisine müsamaha göstermesini istediği gibi o da onlara müsamaha göstermelidir. Hiç şüphesiz amellere verilen karşılık, amellerin türünden olur. Zulüm mertebesine gelince bunu da Yüce Allah:“Şüphe yok ki O, zalimleri sevmez” buyruğunda zikretmektedir. Yani O, ilk olarak başkalarına haksızlık edenleri yahut da suç işleyene işlediği suçtan daha fazlası ile karşılık verenleri sevmez. Çünkü yapılan haksızlığa fazlasıyla karşılık vermek de bir zulümdür.
41. “Kim de zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, onlara bir vebal yoktur.” Bu hususta onlar için bir sorumluluk ve ceza söz konusu değildir. Yüce Allah’ın:“Onlar, haksızlığa uğradıkları zaman da yardımlaşarak haklarını alırlar” buyruğu ile: “Kim de zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa” buyruğu, (bunlara dengi ile karşılık verilmesi için) haksızlığın ve zulmün meydana gelmesinin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Herhangi bir şey yapmaksızın başkasına haksızlık yapmak ve ona zulmetmeyi istemek halinde ise bunun misli ile cezalandırılması söz konusu değildir. O takdirde onun, bu gibi hallerde söylediği söz yahut ondan sadır olan fiilden vazgeçmesini sağlayacak şekilde tedip edilmesi gerekir.
42. “Vebal, ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenleredir.” Bunlar, şer’î bir ceza ile bunlar cezalandırılır. Bu da her türlü zulmü, insanlara kanlarında, mallarında ve haysiyetlerinde haksızlık etme hallerini kapsar. “İşte onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Zulüm ve haksızlıkları oranında kalpleri ve bedenleri acıtan, inciten bir azap vardır.
43. “Kim de” başkalarının eziyetlerine karşı “sabreder ve” onları, yaptıklarını müsamaha ile karşılamak sureti ile “bağışlarsa, hiç şüphesiz bu, azmedilmeye değer işlerdendir.” Yani bunlar, Yüce Allah’ın teşvik ettiği, özellikle vurguladığı ve ancak sabredenlerle pek büyük pay sahibi olan kimselerin yapabileceği işlerdendir. Bu gibi işlere de ancak sağlam karar sahibi, gayretli, akıl ve basiret sahibi kimseler muvaffak kılınır. Çünkü nefis adına sözlü veya fiili olarak intikam almaktan vazgeçmek, nefse en ağır gelen işlerdendir. Eziyetlere sabredip eziyet edeni affedip bağışlamak ve hele ona iyilikle karşılık vermek, zordan da öte bir şeydir. Ancak bu, Allah’ın kolaylaştırdığı kimseler ile bu vasfa sahip olmak için nefsine karşı mücadele veren ve bu uğurda Allah’tan yardım isteyen kimseler için pek kolaydır. Bundan sonra kul, artık bunun tadını alır, zevkine varır, etkilerini de görürse, böyle davranışlar gönül rahatlığıyla ve kolaylıkla yapılan birer ahlâkî davranış halini alır ve zevkle yapılırlar.