Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَاناًۜ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهاً وَوَضَعَتْهُ كُرْهاًۜ وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْراًۜ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۙ قَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ ل۪ي ف۪ي ذُرِّيَّت۪يۚ اِنّ۪ي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّ۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
15
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ف۪ٓي اَصْحَابِ الْجَنَّةِۜ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ
16
Meal ve Tefsiri
15- Biz insana ana-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmet çekerek taşımış ve yine zahmet çekerek doğurmuştur. Onun (ana karnında) taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır. Nihâyet o, rüşt çağına ulaşınca ve (ardından) kırk yaşına varınca der ki: “Rabbim! Beni hem bana hem ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve Senin razı olacağın salih ameller işlemeye muvaffak kıl ve soyumdan gelenleri de benim için salih eyle. Şüphesiz ben tevbe edip Sana döndüm ve gerçekten ben teslim/müslüman olanlardanım.” 16- İşte bunlar, yaptıklarının en güzelini kabul ettiğimiz ve kötülüklerini affedip cennetlikler arasında kıldığımız kimselerdir. Bu, kendilerine vaat edilmiş gerçek bir sözdür.
15. Yüce Allah’ın, anne ve babanın yaptıklarının teşekküre değer işler olduğunu belirtmesi, kullarına bir lütfudur. Çünkü çocuklarına anne ve babalarına güzel ve yumuşak sözlerle hitap etmek, onlar için gereken harcamaları yapmak ve başka iyiliklerde bulunmak suretiyle iyi davranmalarını (ihsan) emretmiş bulunmaktadır. Daha sonra bu şekilde davranmayı gerektiren sebebe dikkati çekerek annenin çocuğu sebebiyle katlandığı sıkıntıları, ona hamileliği sırasında karşı karşıya kaldığı zorlukları, arkasından pek büyük bir zorluk olan doğum sıkıntılarını, arkasından süt emzirme ve bakım zorluklarını dile getirmektedir. Sözü edilen haller, bir iki saatten ibaret kısacık bir zamanda olmamaktadır. Aksine o, uzunca bir süreyi kapsar ki bu da “otuz aydır.” Hamilelik dokuz ay civarında bir süredir, geri kalan süre ise süt emzirmek içindir. Normalde görülen budur. Bu âyet, Yüce Allah’ın:“Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler”(el-Bakara, 2/233) buyruğu ile bir arada değerlendirilerek hamileliğin asgari süresinin altı ay olduğuna delil gösterilmiştir. Çünkü iki yıl olan süt emzirme süresi, otuz aydan çıkarılacak olursa geriye hamilelik süresi olarak altı ay kalır. “Nihâyet o, rüşt çağına” yani gücünün ve gençliğinin doruğuna, aklının en kâmil seviyesine “ulaşınca ve kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Beni hem bana hem ana-babama verdiğin nimete şükretmeye... muvaffak kıl!” Beni bu hususta başarılı kıl. Yani dinî ve dünyevî nimetlerine şükretmemi sağla! Nimete şükür, onları, ihsan edip bağışlayana itaat uğrunda harcamak, onun lütuf ve minnetlerine karşı şükür etmekten aciz olduğunu itiraf etmek ve Yüce Allah’a hamd-u senâ etmekte olanca gayretini harcamakla olur. Anne-babaya ihsan edilen nimetler, aynı zamanda onların çocukları ve soyundan gelenler için de bir nimettir. Çünkü çocuklarının da bu nimetlerden yararlanmaları kaçınılmaz bir şeydir. Özellikle dinî nimetler böyledir. Anne-babanın ilim ve amel dolayısı ile salih olmaları, çocuklarının salih olmalarının en önemli sebeplerindendir. “...ve Senin razı olacağın salih ameller işlemeye (muvaffak kıl)” Bu da ameli ıslâh edecek vasıflara sahip olmak, onu bozup ifsad edecek niteliklerden de uzak olmakla mümkün olur. İşte Yüce Allah’ın razı olup kabul edeceği ve karşılığında mükâfat ihsan edeceği amel türü de budur. “...soyumdan gelenleri de benim için salih eyle!” Bu, kendi adına salâh ile dua ettikten sonra Yüce Allah’a soyundan gelenlerin hallerini ıslâh etmesi için yapılmış bir duadır. Ayrıca onların salih olmalarının, anne-babalarının da faydasına olduğuna dikkat çekilmiştir. Çünkü burada “benim için salih eyle” buyrulmaktadır. “Şüphesiz ben” günahlardan, masiyetlerden “tevbe edip Sana döndüm.” Sana itaate yöneldim. “ve gerçekten ben teslim/müslüman olanlardanım.”
16. “İşte bunlar” yani nitelikleri anılan bu kimseler, “yaptıklarının en güzelini” yani itaatlerini, zira onlar itaat olmayan başka ameller de işlerler “kabul ettiğimiz ve kötülüklerini affedip cennetlikler arasında kıldığımız kimselerdir.” Böylelikle onlar, hayra ve sevdikleri şeylere nail olmuş, kötülüklerden ve hoşlanmadıkları şeylerden de uzak kalmış kimseler olacaklardır. “Bu, kendilerine vaat edilmiş gerçek bir sözdür.” Yani bizim onlara vermiş olduğumuz bu söz, asla sözünden caymayan ve söz verenlerin en doğru sözlüsü olanın sözüdür.