Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

47 — Muhammed Suresi (محمد) • Ayet 19
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ۟ 19
Meal ve Tefsiri

19- O halde Allah’tan başka hiçbir (hak) ilâh olmadığını bil ve hem kendi günahın için, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için mağfiret dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de barındığınız yeri de bilir.

19. Kalbin ikrarda bulunması, neyi istediğini bilmesi ve bildiğinin anlamını kavraması, ilmin/bilmenin gerçekleşmesi için kaçınılmaz şartlardandır. Bunun mükemmeliği ise bildiği gereğince amelde bulunmaktır. İşte Yüce Allah’ın burada emrettiği ilim/bilme, Allah’ı tevhid etme ilmi olup her bir insan için farz-ı ayndır. Kimden olursa olsun bu ilmi elde etme mükellefiyeti asla düşmez. Herkes bu ilmi bilmek zorundadır. Allah’tan başka hak ilâh olmadığını bilmek, birkaç yolla mümkündür: 1. Bunların ilki hatta en büyüğü, Allah’ın kemâline, azamet ve celâline delalet eden isimleri, sıfatları ve fiilleri üzerinde iyice düşünmektir. Çünkü bunlar üzerinde düşünmek, Yüce Allah’ı sevip yegane ilah bellemeyi, her türlü hamde, övgüye, celâle ve cemale layık olan kâmil Rabbe ibadet/kulluk etme uğrunda olanca gayretini ortaya koymayı gerektirir. 2. Yaratan ve bütün yaratıkların işlerini idare edenin yalnızca Yüce Allah olduğunu bilmek ki bu sayede yegane ilâhın da O olduğu bilinir. 3. Dinî ve dünyevî, gizli ve açık bütün nimetleri verenin yalnızca Allah olduğunu bilmek. Bu da kalbin O’na bağlanmasını, O’nu sevmesini, başka bir şeyi O’na ortak koşmaksızın yalnızca O’nun ilâh edinilmesini gerektirir. 4. O’nun, kendisini tevhid eden ve tevhidin gereklerini uygulayan gerçek dostlarına ihsan etmiş olduğu mükâfatlar, yardım, zafer ve dünyevî nimetleri; diğer taraftan kendisine ortak koşan düşmanlarına verdiği cezaları düşünmek. Bu da Yüce Allah’ın tek başına ibadetin her türlüsüne layık olduğunu bilmeyi gerektirir. 5. Allah ile birlikte kendisine ibadet edilen ve ilâh edinilen putların ve Allah’a ortak koşulan diğer varlıkların vasıflarını, bunların her yönden eksik, aciz, varlıkları itibari ile muhtaç, kendilerine de kendilerine ibadet edenlere de fayda sağlayamayacak, hiçbir zararı önleyemeyecek, öldüremeyecek, diriltemeyecek, ölümden sonra hiçbir varlığı diriltemeyecek, kendilerine ibadet edenlere yardım edemeyecek, bir hayrı sağlamak yahut bir şerri önlemek gibi zerre ağırlığı kadar dahi olsa onlara hiçbir fayda veremeyecek olduklarını bilmek. Zira bunu bilmek, Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını, O’nun dışındaki bütün varlıkların ilâhlıklarının da batıl olduğunu bilmeyi gerektirir. 6. Allah’ın göndermiş olduğu bütün kitaplar, bu hususta ittifak halindedir ve söz birliği halinde bu gerçeği ifade etmişlerdir. 7. Ahlâk, akıl, görüş, doğruluk ve bilgi itibari ile bütün insanların en mükemmelleri ve mahlukatın en seçkinleri olan peygamberler, rasûller ve rabbânî âlimler, Allah’ın uluhiyetine tanıklık etmişlerdir. 8. Allah’ın, tevhide en açık şekilde delil teşkil olarak ortaya koyduğu âfâkî (dış dünyadaki) ve enfusî (iç dünyadaki) delilleri bilmek. Zira bunlar, lisan-ı halleri ile yani Allah’ın kendilerinde tevdi etmiş olduğu ince sanatı, harikulâde hikmeti ve yartılıışlarındaki eşsizlik ile tevhidi ilan etmektedirler. İşte bunlar, Yüce Allah’ın kendileri vasıtası ile kulları kendisinden başka hiçbir hak ilâhın bulunmadığını bilip kabul etmeye davet ettiği, Kitab-ı keriminde açıkladığı ve tekrar ettiği yollardır. Kul, bunların sadece birisi üzerinde bile dikkatle düşünecek olursa mutlaka bu hususta kat’i ve kesin bir bilgiye sahip olur. Peki ya birbirini destekleyen, ittifak eden ve tevhide açıkça delalet eden bütün bu deliller bir arada bilinip düşünülecek olursa ne olur?! İşte o zaman iman ve ilim, kulun kalbine öyle bir yerleşir ki artık bu iman sapasağlam dağlar gibi olur. Şüpheler ve gerçeği olmayan kanaatler onu sarsamaz. Batıl ve şüphelerin tekrarlanması, onun sadece gelişmesini ve kemalini artırır. Hele pek büyük delile ve en büyük gerçeğe dikkat edilecek olursa -ki bu Kur’ân-ı Kerîm’in üzerinde dikkatle düşünmek, âyetleri üzerinde dikkatle durmaktır- işte bu, tevhid bilgisini elde etmenin en büyük kapısıdır. Bu yolla elde edilen tafsilâtlı bilgiler ve onun esaslarına dair malumat, başka hiçbir yolla elde edilmez. “Hem kendi günahın için, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için mağfiret dile.” Yani tevbe, bağışlanmak için dua etmek, günahları silen iyilikleri işlemek, günahları terk etmek, işlenen suçları affetmek vb. gibi mağfiret sebeplerini yerine getirmek sureti ile Allah’tan, günahının bağışlanmasını iste. Aynı zamanda mü’minler için de bağışlanma dile. Çünkü imanları sebebi ile onların, erkek kadın her müslüman üzerinde birtakım hakları vardır. Bu hakların arasında onlara dua etmek ve günahlarının bağışlanmasını istemek de vardır. Onlar için günahların ve cezalarının silinmesini kapsayan mağfiret dileme emredildiğine göre bunun kaçınılmaz bir gereği olarak kul, onlara samimiyetle öğüt vermeli, kendisi için istediği hayırlı şeyleri onlar için de istemeli, kendisi için hoşlanmadığı kötülüklerden onlar için de hoşlanmamalı, onlar için hayırlı olan şeyleri onlara emretmeli, zararlı olan şeylerden de onları sakındırmalıdır. Kötülük ve kusurlarını affetmeli, kalplerinin birbirlerine kaynaşmasını sağlayacak şekilde bir araya gelmelerine gayret göstermelidir. Düşmanlık ve ayrılığa götüren ve böylelikle günah ve masiyetlerinin çoğalmasına sebep teşkil eden kinlerin de aralarından kalkmasına çalışmalıdır. “Allah dönüp dolaştığınız yeri” tasarruflarınızı, hareketlerinizi, gidiş ve gelişinizi “ve barındığınız yeri” karar kılacağınız yeri “de bilir.” O, ister hareket halinde olun ister hareketsiz olun, her durumunuzu bilir ve durumunuzun karşılığını da en mükemmel ve eksiksiz bir şekilde verecektir.