Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

49 — Hucurât Suresi (الحجرات) • Ayet 1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ 1 يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ 2 اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ 3
Meal ve Tefsiri

1- Ey iman edenler! (Söz ve işte) Allah’ın ve Rasûlünün önüne geçmeyin ve Allah’a karşı takvalı olun. Şüphesiz Allah Semidir, Alîmdir. 2- Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin ve onunla birbirinize bağırır gibi bağırarak konuşmayın. Yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider. 3- Rasûlullah’ın yanında seslerini kısanlar var ya; işte onlar, Allah’ın kalplerini takvâ için sınayıp seçtiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

(Medine’de inmiştir. 18 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Bu buyruklar, Yüce Allah’a ve Rasulullah’a karşı takınılması gereken edebi, tazimi, saygı ve ikrâmı içermektedir. Yüce Allah, mü’min kullarına Allah ve Rasûlüne imanın bir gereği olarak, Allah’ın emirlerini yerine getirmelerini, yasaklarından kaçınmalarını ve bütün işlerinde Allah’ın emirlerinin ardından yürüyerek Rasûlünün sünnetine uymalarını emretmektedir. Yine Allah ve Rasûlünün önüne geçmemelerini, o buyurmadan bir söz söylememelerini ve o emretmedikçe emir vermemelerini istemektedir. İşte Allah’a ve Rasûlüne karşı takınılması gereken edebin gerçek mahiyeti budur, kulun mutluluğunun ve felahının anahtarı budur. Bunu elde edemeyen ebedi mutluluğu ve sonsuz nimetleri elden kaçırmış olur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dışındakilerin sözlerini, Rasûlün sözünün önüne geçirmeye dair bu şiddetli yasak, şunu gerektirmektedir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti açıkça ortaya çıktı mı, artık ona uymak mutlak bir farzdır. Onun buyruğu, kim olursa olsun başkalarının sözlerinden önce gelir.
1. Daha sonra Yüce Allah, genel olarak takvâyı emretmektedir. Takvâ ise Talk b. Habîb’in dediği gibi “Allah’ın mükâfatını umarak, O’na itaat olan işleri Allah’tan bir nur üzere yapmak ve O’na isyanı gerektiren hususları da Allah’ın cezasından korkarak yine Allah’tan bir nur üzere terk etmek” demektir. “Şüphesiz Allah, Semi’dir” bütün zamanlarda, en gizli yer ve yönlerdeki her bir sesi işitendir. “Alîmdir.” Gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, varlığı zorunlu olanları, varlığı imkânsız olanları ve mümkün olanları hep bilir. Allah’ın ve Rasûlünün önüne geçmeyi yasaklayan ve ondan korkmayı emreden buyruklardan sonra bu iki şerefli ismin zikredilmesi, güzel emirleri ve güzel görülen adabı yerine getirmeye bir teşvik, bunların zıddı olan şeylerden de bir sakındırma anlamı taşımaktadır.
2. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin ve onunla birbirinize bağırır gibi bağırarak konuşmayın.” Bu da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hitap ederken takınılması gereken edebi göstermektedir. Yani ona hitap eden kimse onunla konuşurken sesini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sesinden fazla yükseltmemeli, bağırarak konuşmamalı, aksine sesini kısmalı, edeple, yumuşak ifadelerle, tazim ile ve gereken saygıyı göstererek ona hitap etmelidir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem onlardan herhangi biri gibi değildir. Ümmet üzerindeki hakkı, ona iman etmenin farz oluşu, kendisi olmaksızın imanın tamamlanamayacağı sevgi vb. gibi hususlarda ayrıcalıklı olduğu gibi, hitaplarda da ayrıcalıklı olmalıdır. Bu konuda onun hakkına riâyet etmemek, sakınılması gereken bir husustur. Zira kulun amelinin o, farkında bile değilken boşa çıkmasından korkulur. Nitekim ona karşı gereken edebi takınmak da mükâfatın elde edilmesinin ve amellerin kabul edilmesinin sebepleri arasındadır.

3. Daha sonra Yüce Allah, Rasûlullah’ın huzurunda seslerini alçaltan kimseleri Allah’ın kalplerini takvâ için imtihan etmiş olması ile övmektedir. Bu imtihan sonucunda kalplerinin takvâya elverişli olduğu ortaya çıkmıştır. Daha sonra onlara günahlarının bağışlanmasını da vaat etmektedir. Bu da kötülüklerin ve hoşa gitmeyen şeylerin ortadan kalkmasını, buna karşılık pek büyük mükâfatın elde edilmesini içerir. Bu mükâfatın niteliklerini ise Allah’tan başka kimse bilmez. Böylece arzu edilen her şey elde edilmiş olur. Bu, Yüce Allah’ın emirlerle, yasaklarla ve çeşitli sıkıntılarla kalpleri sınadığına bir delildir. Allah’ın emrine sarılan, razı olacağı işlere uyan ve bu konuda elini çabuk tutan, onu hevâsının önüne geçiren kimseler, takvâyı elde etmiş ve kalpleri de ıslah olmuş olur. Böyle olmayan kimselerin ise takvâya elverişli kimseler olmadığı ortaya çıkar.