Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُباً اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً
43
Meal ve Tefsiri
43- Ey iman edenler! Sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar ve bir de cünüp iken -yolcu olmanız müstesna- gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta yahut yolculukta iseniz veya herhangi biriniz ayakyolundan gelirse ya da kadınlara dokunur da su bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
43. Yüce Allah mü’min kullarına sarhoş oldukları takdirde -kendilerine gelip ne söylediklerini bilinciye kadar- namaza yaklaşmalarını yasaklamaktadır. Bu yasağın kapsamına mescit gibi namaz kılınan yerlere yaklaşmak da girmektedir. Çünkü sarhoş bir kimsenin mescide girmesine müsaade edilmez. Aynı zamanda bu yasak, bizatihi namazı da kapsar. O bakımdan sarhoş bir kimsenin namaz kılması ve herhangi bir ibâdeti yapmaya kalkışması caiz değildir. Çünkü onun aklının düzeni bozulmuştur ve ne söylediğini bilmeyecek haldedir. Bundan dolayı Yüce Allah sarhoşun ne söylediğini bilmesini sınır olarak tespit etmiş ve bu gerçekleşmedikçe namaz kılmaktan uzak kalmasını istemiştir. Bu âyet-i kerime mutlak olarak içkiyi haram kılan âyet ile nesh edilmiştir. Çünkü önceleri içki haram değildi. Daha sonra Yüce Allah kullarına nispeten üstü kapalı bir ifade ile içkinin haram olduğuna şu buyruğu ile işaret etti:“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: İkisinde de hem büyük bir günah ve hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.”(el-Bakara, 2/219) Daha sonra Yüce Allah bu âyeti kerimede olduğu gibi namaz vaktinde içki içmelerini yasakladı. Sonra Yüce Allah şu buyruğu ile bütün vakitlerde mutlak olarak içkiyi haram kıldı:“Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytanın pis işlerindendir. Artık bunlardan kaçının.”(el-Maide, 5/90) Bununla birlikte namaz vakti yaklaştığında içkinin içilmesinin haramlığı daha bir ağırdır. Çünkü beraberinde böyle bir kötülüğü de getirmektedir. Zira namazın maksadı, ruhu ve özü olan huşu ve kalp huzuru sarhoşlukla birlikte gitmektedir. Zira içki kalbi sarhoş eder, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoyar. Buyruğun ifade ettiği manadan kişinin, ne söylediğinin ve ne yaptığının farkına varamayacağı derecede aşırı uykulu iken namaza başlamasının yasak olduğu da anlaşılmaktadır. Hatta buradan şu işaret de anlaşılabilir: Namaz kılmak isteyen kimsenin, kafasını meşgul edecek her bir şeyi ortadan kaldırması gerekir. Küçük ve büyük abdestinin sıkıştırması, yemeği veya benzeri şeyin canının çekmesi gibi. Nitekim bu hususta sahih bir hadis de varid olmuştur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“bir de cünüp iken -yolcu olmanız müstesna-” yani sizden herhangi birisi cünüp halde iken de namaza yaklaşmasın. Ancak o kimsenin yolcu olma hali müstesnadır. Yani bu durumda mescidden geçebilmekle birlikte orada kalmamalısınız. “gusledinceye kadar” gusledecek olursanız o zaman namaz kılabilirsiniz. O halde bu, cünüp olan bir kimsenin namaza yaklaşma yasağının nihai noktasıdır. Buna göre cünüp olan bir kimsenin sadece mescidden geçmesi helâl olur. “Eğer hasta yahut yolculukta iseniz veya herhangi biriniz ayakyolundan gelirse ya da kadınlara dokunur da su bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin.” Yüce Allah su ister bulunsun, ister bulunmasın hasta kimsenin mutlak olarak teyemmüm etmesini mubah kılmıştır. Bunun illeti (sebebi) ise su kullanmayı zorlaştıran hastalıktır. Yolculuk da böyledir. Çünkü yolculukta su bulamama ihtimali kuvvetlidir. Yolcu olan bir kimse su bulamayacak olursa ya da sadece içme ve benzeri ihtiyacı için su bulmakla birlikte (abdest ve benzeri için) bulamazsa teyemmüm yapabilir. Aynı şekilde bir kimsenin, küçük ya da büyük abdest yahut kadınlara dokunmak sureti ile abdesti bozulur da su bulamazsa -âyetin umumi ifadesinin delalet ettiği üzere ister mukim ister yolcu olsun- teyemmüm yapması mubah olur. Özetle Yüce Allah teyemmümü şu iki halde mubah kılmıştır: İster ikamet halinde ister yolculukta olsun mutlak olarak su bulamama hali bir de hastalık ve benzeri sebepler dolayısı ile su kullanmanın zor ve sakıncalı olma hali. Müfessirler Yüce Allah’ın:“ya da kadınlara dokunur da...” buyruğundan maksadın ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Acaba bundan kasıt cima mıdır? O takdirde âyeti kerime cünüp kimsenin teyemmüm etmesinin caiz olacağı hususunda açık bir nas olur. Nitekim bu konuda sahih hadisler de pek çoktur. Bir diğer görüşe göre acaba maksat sadece el ile dokunmak mıdır ve bu da mezinin çıkma ihtimali olması kaydı ile birlikte mi söz konusudur? Ki böyle bir dokunma da ancak şehvetle dokunma halinde söz konusu olur. Bu durumda âyet-i kerime böyle bir dokunmanın abdesti bozduğuna delil teşkil eder mi? İşte bu hususlarda müfessirlerin farklı görüşleri vardır. Fukahâ Yüce Allah’ın:“su bulamazsanız” buyruğunu namaz vaktinin girmesi ile birlikte su aramanın farz olduğuna delil göstermişler ve şöyle demişlerdir: Çünkü aramayan kimse için “bulamadı” demeye imkân yoktur. Arama işi gerçekleştirilmedikçe böyle bir şeyden söz etmek mümkün olmaz. Yine bu buyruk temiz şeylerden herhangi birisi ile değişikliğe uğrayan suyun abdest için kullanılmasının caiz hatta gerekli olduğuna delil gösterilmiştir. Çünkü neticede o da sudur ve “su bulamazsanız” buyruğunun kapsamına girmektedir. Ancak bu kanaati ileri sürenlere böyle bir suyun mutlak su olamayacağı belirtilerek itiraz edilmiştir ki bu tartışmaya açık bir görüştür. Bu âyet-i kerimeden Yüce Allah’ın bu ümmete lütuf ve ihsan ettiği bu büyük hükmün yani teyemmümün meşru olduğu hükmü anlaşılmaktadır. İlim adamlarının bu konuda icmaı vardır. Yüce Allah’a hamd olsun. Teyemmüm, temiz toprak ile olur. Buradak topraktan kasıt ise yeryüzü tabakasının üstünde bulunan her şeydir. Tozu bulunsun yahut bulunmasın fark etmez. Bununla birlikte bunun toz çıkarma özelliği ile tahsis edilebilme ihtimali de vardır. Çünkü Yüce Allah Maide Sûresinde yer alan abdest ile ilgili âyet-i kerimede:“Bununla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin”(el-Maide, 5/6) buyurmaktadır. Toz çıkartmayan bir şeyle mesh yapılması ise söz konusu olmaz. Yüce Allah’ın:“Yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin” buyruğu o temiz toprakla mesh edin demektir. Nitekim Maide Sûresi’nde yer alan âyet-i kerimede teyemmümdeki mesh yerleri de tespit edilmiştir ki bunlar, yüzün tamamı ile dirseklere kadar ellerdir. Sahih hadisler de buna delildir. Bunun Ammar yolu ile gelen hadisin delil olduğu üzere tek bir darbe ile yapılması da müstehabdır. Ayrıca bu buyruktan cünüp bir kimsenin teyemmümünün cünüp olmayan kimsenin teyemmümü gibi olacağı ve yüz ile ellerine meshetmesinin yeterli geleceği de anlaşılmaktadır. [Şeriat Ahkâmı ile İnsan Sağlığı:] Faydalı bir not: Şu bilinmelidir ki tıbbın üç temel kaidesi vardır: Zararlı şeylere karşı sağlığı korumak, bunlarla karşılaşılması halinde bunları vücuttan uzaklaştırmak ve bunlara karşı bağışıklık kazanmak. Yüce Allah Kitab-ı Kerîm’inde bunlara dikkat çekmiştir. Sağlığı korumak ve zararlı şeylere karşı kendini himaye etmek (bağışıklık) için Yüce Allah yemeyi, içmeyi ve bunlarda israf ve aşırıya gitmemeyi emretmiştir. Yine yolculara ve hastalara, sağlıklarını muhafaza etmek üzere oruç açmalarını mubah kılmıştır. Bu suretle yolcunun dengeli bir şekilde bedeni muhafaza edeecek şeyleri kullanması sağlanmış olur ve hasta da kendisine zararlı olacak şeylerden korunmuş olur. Zararlı şeylerden kurtulmaya gelince şanı Yüce Allah ihramlı iken başındaki herhangi bir sebepten ötürü rahatsız olan kimsenin başındaki rahatsızlık verici şeyleri uzaklaştırmak için başını traş etmesini mubah kılmıştır. Bu ise küçük ve büyük abdestin, bulantının, meninin, kan ve buna benzer şeylerin dışarı atılmasının daha da öncelikli olarak söz konusu olduklarına işaret etmektedir. Bu hususa İbnu’l-Kayyım dikkat çekmiştir. Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Âyet-i kerimede yüz ve ellerin her tarafının meshedilmesinin farz olduğuna, teyemmüm almanın vakit dar olmasa dahi caiz olacağına ve farz sebebi ortada olmadıkça su arama emrine muhatap olunmadığına da delil vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Daha sonra Yüce Allah âyet-i kerimeyi:“Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır” buyruğu ile sona edirmektedir. Yani O, vermiş olduğu emirlerini kolaylaştırmak ve ilâhi emirleri yerine getirmekte kullara ağır gelmeyecek şekilde alabildiğine kolaylık sağlamak ve böylelikle onları zora koşmamak sureti ile mü’min kullarını çok affeden ve çok bağışlayandır. Suyun kullanılmasının mümkün olmaması ya da zor ve zararlı olması halinde su yerine toprak ile teyemmümü meşru kılmakla bu ümmete rahmetini ihsan etmesi de Allah’ın affedici ve bağışlayıcı oluşunun bir tecellisidir. Yine günahkârlara karşı tevbe ve dönüş kapılarını açık bulundurması, onları kendisine dönmeye davet edip günahlarını bağışlayacağını vaad etmesi de O’nun affedici ve bağışlayıcılığının bir sonucudur. Mü’min, Yüce Allah’ın huzuruna yeryüzü dolusu günahla çıkacak olsa ama O’na hiçbir şeyi şirk koşmamış olsa, Allah da onu yeryüzü dolusu mağfiret ile karşılar ki bu da Allah’ın affedici ve bağışlayıcı olmasının bir tecellisidir.