Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

4 — Nisâ Suresi (النساء) • Ayet 71
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعاً 71 وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يداً 72 وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً 73 فَلْيُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۜ وَمَنْ يُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً 74
Meal ve Tefsiri

71- Ey iman edenler! Tedbirinizi alın ve küçük birlikler halinde savaşa çıkın yahut toptan seferber olun. 72- Şüphe yok ki içinizden pek ağır davranacak olanlar vardır. Böyleleri, size bir musibet gelip çatarsa:“Onlarla beraber olmadığım için Allah bana lütufta bulundu.” der. 73- Şâyet size Allah’tan bir lütuf erişirse sanki kendisi ile aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi şöyle der:“Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir mükâfata kavuşsaydım.” 74- Artık âhiret karşılığında dünya hayatını satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür yahut galip gelirse ona pek büyük bir mükâfat vereceğiz.

71. Yüce Allah mü’min kullarına kâfir düşmanlarına karşı tedbirlerini almalarını emretmektedir. Bu emir düşmanlarla savaşmakta, onların hile ve tuzaklarını savmakta, güçlerini bertaraf etmekte katkısı bulunan kaleler yapmak, hendekler açmak, atış ve binicilik öğrenmek, bunları sağlayacak sanayiyi bilmek, kendisi vasıtası ile düşmanlarının girişlerinin, çıkışlarının ve planlarının öğrenilmesine yardımcı olan hususları öğrenmek ve Allah yolunda savaşa çıkmak gibi bütün yollara başvurmayı kapsamaktadır. İşte bundan dolayı Yüce Allah burada “küçük birlikler halinde savaşa çıkın” yani seriyyeler halinde ayrı ayrı çıkın ya da bir ordu giderken diğerleri yerlerinde kalsın “yahut toptan seferber olun.” Bütün bunlar ise maslahata, düşmanlara zarar verme miktarına ve müslümanların dini gereklerini yerlerine getirmek bakımından rahata kavuşmalarına bağlı olan durumlardır. Bu âyet-i kerime Yüce Allah’ın:“Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın”(el-Enfal, 8/60) buyruğuna benzemektedir. Daha sonra şanı Yüce Allah, cihad hususunda tembellik yapan imanı zayıf kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır:
72. “Şüphe yok ki içinizden” ey mü’minler, Allah yolunda cihad hususunda zayıflık, gevşeklik ve korkaklık göstererek “pek ağır davranacak olanlar vardır.” Doğru açıklama şekli budur. Burada geçen “ağır davranacaklar” ile ilgili açıklamalardan birisi de şöyledir: Aralarından başkalarının ağır davranmasına sebep olacaklar vardır; yani başkalarının cihad arzusunu kıracak kimseler vardır ki bunlar da münafık kimselerdir. Ancak birinci görüş, iki sebep dolayısı ile daha uygundur: Birincisi “içinizden” buyruğudur ki burada hitap mü’minleredir. İkincisi ise diğer âyetteki: “Kendisi ile aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi” ifadesidir. Zira Allah, müşriklerden ve münafıklardan oluşan kâfirlerle mü’minler arasındaki sevgi ve dostluk bağını koparmıştır. Ayrıca vakıa da budur. Şöyle ki mü’minler iki kısımdır: Kimileri imanlarında gerçekten sadık ve samimidirler. Bu, onların kemal derecesinde tasdikte bulunmalarını ve cihada katılmalarını sağlar. Kimileri de iman bakımından zayıftırlar, İslâm’a girmiş olmakla birlikte kendilerini cihada sevkedecek kadar kuvvetli olmayan, aksine zayıf bir imana sahiptirler. Yüce Allah’ın:“Bedevi araplar: İman ettik, dediler. De ki: Siz iman etmediniz, fakat İslam/teslim olduk, deyin...”(el-Hucurat, 49/14) buyruğunda ve devamında dile getirildiği gibi. Daha sonra Allah, ağır davranan bu kimselerin amaçlarını ve nihai maksatlarından söz etmiştir ki onların amaçlarının büyük bir kısmı, dünya ve dünyanın geçici menfaatlerine yöneliktir. O bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şâyet size bir musibet gelip çatarsa” yenilgiye uğrarsanız, içinizden öldürülenler olursa ve bazı hallerde -Yüce Allah’ın hikmetleri dolayısı ile- düşmanlar size karşı galip olursa işte o geri kalan kimseler:“Onlarla beraber olmadığım için Allah bana lütufta bulundu, der.” Aklının kıtlığı ve imanının zayıflığı dolayısı ile söz konusu musibetin gerçekleştiği o cihada katılmamayı nimet kabul eder. Gerçek nimetin ise imanı pekiştiren ve böylelikle kulun ceza ve hüsrandan uzak kalmasını sağlayan, pek büyük ecir ve mükâfat kazanmasına, bağışı bol ve cömert yüce Rabbinin rızasını elde etmesine sebep teşkil eden bu büyük itaati yerine getirme muvaffakiyeti olduğunun idrakinde değildir. Cihaddan geri kalıp oturmak ise -az bir süre kişiyi dinlendirse bile- arkasından uzun bir yorgunluk ve büyük acılar gelir. Mücahidlerin elde ettiklerini de elde edemez. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
73. “Şâyet size Allah’tan bir lütuf” zafer ve ganimet erişirse “sanki kendisi ile aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi şöyle der: Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir mükâfata kavuşsaydım.” Yani ganimet elde etmek için orada hazır bulunmayı temenni ederdi. Onun bundan başka bir maksat ve arzusu yoktur. Sanki o adeta -ey mü’minler- sizden birisi değilmiş, sizinle onun arasında imana dayalı bir sevgi ve muhabbet bağı yokmuş gibi böyle derdi. Halbuki bu bağın gereği şudur ki mü’minler menfaatlerini ilgilendiren bütün hususlarda ve zararlarını def etmekte ortaktırlar. Bunların gerçekleşmesi de onları sevindirir, isterse başka mü’min kardeşleri vasıtası ile gerçekleşmiş olsun. Bu maslahatları elde edemeyecek olurlarsa da acı çekerler ve hep birlikte din ve dünyalarını düzene sokacak bütün işleri yerine getirmeye çalışıp çabalarlar. Ancak yalnızca dünyalığı temenni eden sözü geçen kimseler ise böyle bir imani ruha sahip değildirler.
74. Yüce Allah’ın kullarına lütfunun bir tecellisi de rahmetini onlardan kesmemesi ve yüzlerine rahmetinin kapılarını kapatmamasıdır. Aksine uygun olmayan davranışlarda bulunan kimseleri O, bu kusurlarını telafi etmeye ve kendilerini kemale erdirmeye davet eder. İşte bu bakımdan Yüce Allah bu gibi kimselere ihlâslı olmayı ve Allah yolunda savaşa çıkmayı emrederek şöyle buyurmaktadır:“Artık âhiret karşılığında dünya hayatını satanlar Allah yolunda savaşsınlar.” Bu görüş, bu âyet-i kerime ile ilgili görüşlerden birisidir ve en doğru olanı da budur. Bir diğer görüşe göre ise bu buyruğun anlamı şudur: Allah yolunda ancak imanı kamil ve bu imanlarında samimi olan mü’minler savaşsınlar. “âhiret karşılığında dünya hayatını satanlar” yani âhireti arzulayarak ve dünyadan yüz çevirerek âhiret karşılığında dünyayı satarlar. İşte ayette hitabın kendilerine yöneltildiği kimseler bunlardır. Çünkü bunlar sahip oldukları kamil iman sayesinde düşmana karşı cihada kendilerini hazırlamış ve bu konuda nefislerini gereken şekilde disipline sokmuşlardır. Beraberlerindeki tam iman böyle bir cihadı gerektirmektedir. Ama az önce sözü geçen ağır davrananlara gelince onların cihada çıkmaları ya da oturmaları önemli değildir. Buna göre bu ayet, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“De ki: Ona ister iman edin ister iman etmeyin. Çünkü bundan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara (ayetlerimiz) okununca çenelerinin üzerine yüzüstü secdeye kapanırlar...”(el-İsra, 17/107); “Şimdi bunlar onları (âyetlerimizi) inkâr ederlerse biz de yerlerine onları inkâr etmeyen bir topluluğu getiririz.”(el-En’am, 6/89). Âyetin anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: Allah yolunda savaşan ve cihad eden kimseler, âhirete karşılık dünya hayatını satın alan kâfirlerle savaşsınlar. Bu durumda âhirete karşılık dünyayı satın alan kâfirler, kendileri ile savaşılacak kimseler olarak nitelendirilmektedir. “Kim Allah yolunda savaşıp” Allah ve Rasûlünün emrettiği gibi, Allah’ın rızasını amaçlayarak ve ihlâsla savaşmak üzere cihada çıkar “da öldürülür yahut galip gelirse ona pek büyük bir mükâfat vereceğiz.” İman ve dinini ziyadeleştirecek, ganimet ve güzel övgü nasip edeceğiz. Allah yolunda cihad eden mücahidlerin mükâfatını Allah hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına getirmemiş olduğu cennette hazırlamıştır.