30. “Yoksa” ara sıra da onun hakkında “O bir şairdir” şiir söyler, getirdiği söz de bir şiirdir mi diyorlar? Yüce Allah ise şöyle buyurmaktadır:“Biz ona şiiri öğretmedik, zaten bu ona yakışmaz da.”(Yâsîn, 36/69)“Onun helakini bekliyoruz mu diyorlar?” Yani onun ölmesini, böylelikle davasının sona erip ondan yana rahata kavuşmayı gözlüyoruz.
31. Sen de onların bu bayağı sözlerine cevap olmak üzere “de ki: Bekleyin,” benim ölümümü gözetleyin. “Şüphesiz ben de sizinle birlikte beklemekteyim.” Allah’ın kendi katından yahut bizim ellerimizle sizi bir azaba çarptırmasını bekliyoruz.
32. “Onlara bunu akılları mı emrediyor yoksa onlar azgın bir toplum mu?” Seni yalanlayışları ve söyledikleri bu sözler, onların akıllarından mı kaynaklanmakta? Bu gibi sonuçlar doğuran, bu gibi meyveler veren akıllar ne kötüdür, ne yararsızdır! En mükemmel akla sahip olan birisini deli diye nitelendiren, en doğru ve en hak sözü yalan ve batıl diye değerlendiren akıllar, hiç şüphesiz delilere dahi yakıştıralamayacak türden akıllardır. Yoksa onları bu iddialarda bulunmaya iten zulüm ve azgınlıkları mı? Evet, gerçek budur. Çünkü azgınlığın ve haddi aşmışlığın duracağı bir sınır yoktur. Haddi aşan azgın bir kimsenin söylediği hiçbir söz ve yaptığı hiçbir davranış, garip karşılanmaz.
33. “Yoksa: O (Kur'ân’ı) kendisi uydurmuştur” Muhammed, Kur’ân’ı uyduruyor ve onu kendiliğinden düzüp mü söylüyor “diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.” Çünkü iman etmiş olsalardı bu sözleri söylemezlerdi.
34. “Eğer” ‘Onu uydurmuştur’, iddialarında “samimiyseler haydi onun benzeri bir söz getirsinler.” Sizler fasih konuşan Araplarsınız, belagatın yiğitlerisiniz. O size onun benzerini getirmeniz için meydan okumuş bulunuyor. Ya karşı çıkışınızın doğru ve haklı olduğunu ispatlayın yahut onun doğru olduğunu itiraf edin. Sizler insanlar ve cinler de dahil olmak üzere bir araya gelecek olsanız ona karşı çıkamaz, onun benzeri bir söz getiremezsiniz. O halde sizin hakkınızda iki halden birisi söz konusudur: Ya ona iman eden, onun hidâyetine uyan kimselersiniz yahut bildiğiniz bâtıla uyan ve inatlaşan kimselersiniz.
35. “Yoksa onlar hiçbir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” Bu onlara karşı öyle bir istidlâldir ki, bu konuda onların hakkı kabul etmekten yahut akıl ve dinin gerektirdiği sınırların dışına çıkmaktan başka çareleri yoktur. Şöyle ki, onlar Allah’ı tevhidi reddetmekte ve elçisini yalanlamaktadırlar. Bu ise Allah’ın kendilerini yarattığını inkâr etmelerini de içerir. Aklen ve dinen bilinen gerçek şudur ki onların yaratılışları hakkında şu üç ihtimalden birisi söz konusudur: Ya onlar hiçbir yaratıcı olmaksızın yaratılmışlardır. Yani yaratılmaksızın ve yaratıcı olmaksızın var olmuşlardır ki bu imkânsızın ta kendisidir. Yahut onlar kendilerini yaratmışlardır ki bu da imkânsızdır. Çünkü herhangi bir kimsenin kendi kendisini var etmesi düşünülemez. Bu iki ihtimal bâtıl olduğuna ve bunların imkânsızlıkları açıkça ortada olduğuna göre geriye üçüncü ihtimal kalmaktadır. Bu da onları yaratanın Allah olduğudur. Kabul edilebilecek tek gerçek de bu olduğuna göre kendisinden başkasına ibadet olunmaması gereken ve kendisinden başkasına ibadetin yakışmadığı yegane mabud Yüce Allah’tır.
36. “Yoksa göklerle yeri onlar mı yarattılar?” Bu, böyle bir şeyi reddetmek anlamında bir sorudur. Yani gökleri ve yeri onlar yaratmadılar ki Allah’a ortak olsunlar. Bu gayet açıktır. “Hayır, onlar” yalanlayıcıdırlar “yakîn sahibi değildirler.” Onların dini ve aklî delillerle yararlanmalarını gerektirecek kesin bir bilgi ve kanaatleri yoktur.
37. “Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Yoksa (kainata) egemen olanlar onlar mı?” Rabbinin hazineleri şu yalanlayıcıların yanında mı ki dilediklerine versinler, dilediklerine vermesinler? Yani bundan dolayı mı onlar Yüce Allah’a, peygamberliği, kulu ve rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e vermesini yakıştıramıyorlar? Sanki onlar, Allah’ın rahmet hazinelerinin bekçileri ve bu konuda yetkili kılınmış kimselermiş gibi davranıyorlar. Oysa onlar, bu konumda olmaktan çok uzak ve çok daha aşağıdadırlar. Kendilerine dahi bir fayda sağlayamazlar, bir zararı önleyemezler. Ölüm ve hayatları, öldükten sonra dirilişleri de ellerinde değildir. “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık.”(ez-Zuhruf, 43/32)“Yoksa (kainata) egemen olanlar onlar mı?” Allah’ın yarattıkları ve mülkü üzerinde istediklerini yapma yetkisine mi sahipler? Durum hiç de öyle değil. Bilakis onlar âciz ve muhtaç kimselerdir.
38. “Yoksa onların bir merdiveni var da ona (çıkıp ) dinliyorlar mı?” Onlar gaybdan haberdar mıdırlar? Mele-i aladaki melekler arasında neler konuşulduğunu işitiyorlar da kendilerinden başka kimsenin bilmediği bir hususu mu haber veriyorlar? “Öyleyse” böyle bir imkâna sahip olduğunu iddia eden “dinleyicileri apaçık bir delil getirsin.” Delil getirmesine imkân var mıdır? Gizliyi ve açığı bilen, Yüce Allah’tır. O, ilminden dilediklerini kendisine haber vereceği seçtiği bir peygamber müstesnâ kimseyi gaybına muttali kılmaz. Rasûllerin en faziletlisi, en bilgilisi ve önderi, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Allah’ın tevhidini, O’nun tehditlerini ve bunların dışında kalan doğru haberleri veren O’dur. Bununla birlikte o, Allah’ın kendisine öğrettiğinden başkasını bilmez. Yalanlayıcılar ise insanların en bilgisizi, en sapığı, en azgını ve en inatçılarıdır. Durum böyle olduğuna göre bu iki taraftan hangisinin haberinin kabul edilmesi daha uygundur? Üstelik Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, verdiği haberlere dair ortaya koymuş olduğu delil ve belgeler, onun bildirdiklerinin ayne’l-yakîn seviyesinde ve doğruluğun en mükemmel derecesinde olduğunu ortaya koymaktadır. Kendileri ise iddialarının doğruluğuna dair delil getirmek şöyle dursun delile benzer bir şey dahi ileri sürememektedirler.
39. “Demek” iddia ettiğiniz üzere “kızlar onun da oğullar sizin, öyle mi?” Böylelikle siz, çelişkili iddiaları bir arada ileri sürmektesiniz. Evvelâ sizler, O’nun evladı olduğunu ileri sürdünüz, sonra da kanaatinizce iki çocuk türünün daha aşağıda olanını O’na lâyık gördünüz. Bunun ötesinde âlemlerin Rabbi’nin şanını küçültmek yahut bundan daha alçakça bir iddiada bulunmak mümkün müdür?
40. “Yoksa sen” ey Peygamber! Risaleti tebliğ etmene karşılık “onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu borç yükü altında mı eziliyorlar?” Durum böyle değildir. Bilakis sen hiçbir karşılık istemeksizin, aksine bir iyilik olarak onlara bir şeyler öğretme gayreti içinde olan birisin. Hatta senin risaletini, senin emir ve çağrını kabul etmelerine karşılık onlara pek çok malları fedâ ediyor, kalplerini İslâm’a ısındıracağın kimselere, ilim ve iman kalplerine yerleşsin diye mallar veriyorsun.
41. “Yoksa gayb bilgisi onların yanında da onu” bildikleri gaybi hususları “onlar mı yazıyorlar?” Ve böylelikle onlar, Allah’ın Rasûlü’ne bildirmediği şeyleri bilmiş oluyorlar da o yüzden mi ona karşı çıkıp sahip bulundukları gayba dayanarak ona karşı inatla direniyorlar? Halbuki onların ümmi, cahil ve sapık bir ümmet oldukları bilinen bir husustur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise başkalarından çok daha büyük bir bilgiye sahiptir. Allah, ona hiçbir kimseyi muttali kılmadığı gaybî bilgilerden haberler vermiş ve onu peygamber kılmıştır. İşte bütün bunlar, aklî ve naklî yollarla onlara verilmiş susturucu cevaplar olup sözlerinin tutarsız olduğunu ortaya koymakta, iddialarının tutarsızlığını en güzel, en açık ve aynı zamanda itirazla karşılanma ihtimali en uzak yöntemlerle dile getirmektedir.
42. “Yoksa onlar” sana ve senin getirdiklerine dil uzatmak sureti ile dinini iptal etmek ve işini bozmak amacını güttükleri “bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Halbuki asıl tuzağa düşenler, kafirlerin kendisidir.” Tuzakları onların başına geçecektir. Bu tuzakların zararları kendilerinedir. Yüce Allah’a hamd-u enâlar olsun ki Allah bunu gerçekleştirmiştir. Kâfirler yapabilecekleri ne kadar tuzak varsa hepsini yapmış, geriye yapabilecekleri bir şey kalmamıştır. Ama Allah onlara karşı peygamberine yardım etmiş, dinini galip kılmış, müşrikleri yardımsız bırakmış ve onlara karşı mü’minlere zafer vermiştir.
43. “Yoksa onların Allah’tan başka bir ilâhları mı var?” Onların, Allah’ın dışında kendisine dua ve ibadet olunan, faydası umulan, zararından korkulan bir ilâhları mı var? “Allah onların şirkinden/şirk koştuklarından münezzehtir.” Mülkte, vahdâniyette ve ibadette O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bu buyrukların burada zikredilmesine sebep teşkil eden maksat, işte budur. Bu maksat, şu gerçeğin bu kat’î delillerle açıklanmasıdır: Allah’ın dışındaki varlıklara ibadet bâtıldır, tutarsızdır; müşriklerin izledikleri yol bâtıldır; kendisine ibadet olunması, namaz kılınması, secde edilmesi, gerek ibadet suretindeki duanın, gerek dilek şeklindeki duaların ihlâsla sadece kendisine yapılması gereken, yegane ilâh ve ma’bud, isim ve sıfatları kâmil, güzel sıfatları ve fiilleri pek çok, celal ve ikram sahibi, karşı konulamayacak güç ve izzet sahibi, tek ve samed, pek büyük, her türlü hamde layık ve şanı pek yüce olan Allah'tır.