Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

53 — Necm Suresi (النجم) • Ayet 1
وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ 1 مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ 2 وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ 3 اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ 4 عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ 5 وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ 7 ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ 8 فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ 9 فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ 10 مَا كَذَبَ الْفُؤٰ۬ادُ مَا رَاٰى 11 اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى 12 وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ 13 عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى 14 عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ 15 اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ 16 مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى 17 لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْـكُبْرٰى 18
Meal ve Tefsiri

1- Battığı zaman yıldıza andolsun ki; 2- Arkadaşınız (Muhammed) haktan sapmadı, bâtıla da yönelmedi. 3- O, kendi hevâsından konuşmaz. 4- O, bildirilen bir vahiyden başkası değildir. 5- Ona çok güçlü olan (Cebrail) öğretti. 6,7- O, üstün bir yaratılışa sahiptir. O, en yüksek ufukta iken (asli suretinde) doğruldu. 8- Sonra yaklaşıp (ona doğru) sarktı. 9- Öyle ki (aralarındaki mesafe) iki yay kadar hatta daha da yakın idi. 10- Böylece Allah, kuluna vahyedeceğini vahyetti. 11- Gözü ile gördüğünü kalbi yalanlamadı. 12- Şimdi siz gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? 13- Andolsun ki onu diğer bir inişinde de görmüştü. 14- Sidretü’l-Müntehâ yanında. 15- Cennetü’l-Me’vâ da onun yanındadır. 16- O vakit Sidre’yi bürüyen bürüyordu. 17- (Muhammed’in) gözü başka yöne kaymadı ve sınırı da aşmadı. 18- Andolsun ki o, Rabbinin en büyük âyetlerini/delillerini görmüştür.

(Mekke’de inmiştir. 62 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Yüce Allah batan yıldıza, yani gecenin bitişi ve gündüzün gelişi sırasında ufukta kaybolan yıldıza yemin etmektedir. Çünkü bunda Yüce Allah’ın yemin etmesini gerektirecek pek büyük âyetler/deliller vardır. Doğru olan buradaki yıldızın, bütün yıldızları kapsayan bir cins/tür ismi olduğudur. Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in getirmiş olduğu ilâhî vahyin doğruluğuna dair yıldızlarla yemin etmektedir. Çünkü bunda hayret uyandıran bir münasebet vardır. Şöyle ki Yüce Allah yıldızları semânın süsü kıldığı gibi, vahiy ve onun etkileri de yeryüzünün süsüdür. Şâyet peygamberlerden miras olarak alınan ilim olmasa idi, insanlar zifiri gecenin karanlığından daha karanlıkta olurlardı.

2. Hakkında yemin olunan husus ise Allah Rasûlü’nün hem bilgi hususunda sapmaktan münezzeh olduğunu hem de maksadında sapmaktan uzak olduğunu anlatmaktır. Buna bağlı olarak o, sahip olduğu bilgi sayesinde hidâyet üzeredir, güzel maksat sahibi biridir ve insanların iyiliğini isteyen, hidâyete ileten bir kişidir. Aynı zamanda onun, sapık kimselerin üzerinde bulunduğu tutarsız bilgi ve kötü maksadın tam aksi bir kişiliği vardır. Yüce Allah’ın:“Arkadaşınız” diye buyurması, onların da bildikleri üzere onun doğruluğuna, hidâyet üzere olduğuna ve onu çok iyi tanıdıklarına dikkatlerini çekmek içindir.
3. “O, kendi hevâsından konuşmaz.” Onun söyledikleri, nefsinin arzusundan kaynaklanıyor değildir. 4. “O, bildirilen bir vahiyden başkası değildir.” Yani o, gerek kendisi hakkında, gerek başkası hakkında olsun kendisine vahyedilen hidâyet ve takvâdan başkasına tâbi olmamaktadır. Bu buyruk, sünnetin de Allah tarafından Rasûlü’ne bildirilen bir vahiy olduğunu göstermektedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah sana Kitabı ve hikmeti indirmiştir.”(en-Nisâ, 4/113) Yine bu buyruk, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Yüce Allah ve O’nun şeriati hakkında verdiği haberlerde masum olduğuna da delildir. Çünkü onun söylediği sözler, hevâsından değildir; ona bildirilen bir vahiydir.
5. Daha sonra Yüce Allah, Rasûle vahyi öğreteni söz konusu etmekte ve bunun melâike-i kirâmın en faziletlisi, en güçlüsü ve en mükemmeli olan Cibrîl aleyhisselam olduğunu zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Ona çetin güçler sahibi öğretti.” Rasûle vahyi indiren, gizli ve açık üstün güç sahibi Cibrîl aleyhisselam'dır. O, Allah’ın yerine getirilmesini emrettiklerini yerine getirmek hususunda güçlüdür. Vahyi Rasûle ulaştırmak gücüne sahip olduğu gibi şeytanların gizlice ondan bir şeyler aşırmasını yahut da ondan olmayan bir şeyleri ona sokuşturmasını önleyecek güce de sahiptir. Yüce Allah’ın böyle güçlü ve güvenilir bir elçi ile vahyini göndermiş olması, Allah’ın bu vahyi korumasının bir parçasıdır.
6-7. “O, üstün bir yaratılışa sahiptir.” Güç, güzel bir yaratılış, gizli ve açık güzellik sahibidir. “O” Cibrîl aleyhisselam “en yüksek ufukta” semânın yerden en yüksekte olan ufkunda “iken (asli suretinde) doğruldu.” Çünkü o, şeytanların kendisine asla ulaşamayacağı, ulaşma imkânı bulamayacağı, ulvî (pek yüce) ruhlardandır.
8. “Sonra” Cebrail, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e vahyi ulaştırmak maksadı ile “yaklaşıp” en yüksek ufuktan onun üzerine doğru “sarktı.”
9. Ona yakınlığı “iki yay kadar” yayın ne olduğu malumdur (ok atılan yay)“hatta” iki yaydan “daha da yakın idi.” Bu, onun Allah Rasûlü’ne risaleti getirme noktasında ne kadar mükemmel derecede yakın olduğunu ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Cibrîl aleyhisselam arasında başka herhangi bir vasıta bulunmadığını göstermektedir.
10. “Böylece” Allah, Cibrîl aleyhisselam vasıtası ile “kuluna” Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem “vahyedeceğini vahyetti.” Yani ona vahyettiği pek büyük şeriati ve dosdoğru haberleri bildirdi.
11. “Gözü ile gördüğünü kalbi yalanlamadı.” Yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbi ile gözü Allah’ın kendisine vahyettileri noktasında ittifak etmiş; gözü, kulağı ve kalbi bu konuda birbirini desteklemiştir. Bu da Yüce Allah’ın ona bildirdiği vahyin kemâlini ve onun, bu vahyi en ufak bir şüphe ve tereddüt taşımayacak şekilde aldığını göstermektedir. Onun kalbi, gözünün gördüğünü yalanlamadığı gibi, kendisine vahyedilen hakkında hiçbir şüphesi de olmamıştır. Bu buyrukla Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in İsrâ gecesinde gördüğü, Allah’ın pek büyük âyetlerinin/mucizelerinin kastedilmiş olması ihtimal dahilindedir. Buna göre o, hem kalbi hem gözü ile görmek suretiyle buna kesin bir gerçek olarak inanmıştır. Âyet-i kerimenin tevilinde doğru olan görüş budur. Bununla Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in İsrâ gecesinde Rabbini görmesinin ve O’nunla konuşmasının kastedildiği de söylenmiştir. Birçok ilim adamının -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- tercih ettiği görüş de budur. Onlar, buna dayanarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dünyada Rabbini gördüğünü kabul ederler. Ancak doğru olan, birinci görüştür. Zira ifadelerin akışının da delil olduğu üzere kasıt, Cibrîl aleyhisselam’dır. [12. Yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlıyor ve kendi gözleriyle gördüğü Rabbinin ayetleri/mucizeleri hususunda onunla tartışıyor musunuz?!]
13. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Cibrîl aleyhisselam'ı aslî/gerçek suretinde iki defa görmüştür. Birincisi az önce de geçtiği gibi dünya semâsının altında en yüksek ufukta, ikincisi ise İsrâ gecesinde yedinci semânın üzerinde olmuştur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki onu diğer bir inişinde de görmüştür.” Yani Muhammed, Cibrîl aleyhisselam’ı bir başka defa daha kendisine doğru iniş halinde iken görmüştür. 14. “Sidretu’l-Muntehâ yanında.” Bu, yedinci semânın üzerinde oldukça büyük bir ağaçtır. Ona Sidretü’l-Müntehâ adının veriliş sebebi, yerden yükselenlerin en son oraya varması, Allah’tan inen vahiy ve benzeri hususların da oraya inmesidir. Mahlukatın bilgisinin vardığı nihai nokta orasının olmasından dolayı bu ismi almış olması da muhtemeldir. Yani burası semâvâtın ve arzın üzerinde olduğundan dolayı, yüksekliği itibari ile en nihâi noktayı teşkil eder. Bundan başka sebepler dolayısı ile bu ismi almış olabilir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İşte Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, şeytanın da başka diğer kötü ruhların da kendisine asla yaklaşmadığı, pek güzel, temiz ve ulvi ruhların yeri olan o mekânda Cibrîl aleyhisselam’ı görmüştür.
15. “Cennetü’l-Me’vâ” yani bütün nimetleri barındıran cennet de “onun” o ağacın “yanındadır.” Öyle ki bu Me’vâ cenneti, içindeki nimetler dolayısı ile bütün temennilerin ulaşabileceği son noktadır. İstekler onu arzu eder, dilekler ona yönelir. Bu da cennetin bütün mekânların üzerinde ve yedinci kat semânın üstünde olduğuna delildir.
16. “O vakit Sidre’yi bürüyen bürüyordu.” Orayı Allah’ın emrinden olup vasfını Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek büyük bir şey bürüyordu.
17. (Muhammed’in) gözü başka yöne” ne sağa, ne sola, asıl maksadından başka bir yere “kaymadı ve” yine gözü “sınırı da aşmadı.” Bu, o yüce peygamberin edebinin kemâlini göstermektedir. -Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun.- Allah’ın kendisini ulaştırdığı konumda durdu. Ondan geri kalmadığı gibi ileri de gitmedi, başka bir yere de sapmadı. Bu, öncekileri de sonrakileri de geride bıraktığı pek büyük edebin en mükemmel derecesidir. Çünkü verilen emri ihlal etmek, şu hususlardan birisi ile olur: Ya kul, emrolunduğunun gereğini yerine getirmez veya kusurlu olarak yerine getirir yahut aşırıya kaçarak yerine getirir ya da sağa ve sola kayarak yerine getirir. Bütün bu hususlar ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hakkında söz konusu değildir.
18. “Andolsun ki o,” cennet, cehennem vb. gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e İsrâ gecesinde gösterilen “Rabbinin en büyük âyetlerinden görmüştür.”