Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

53 — Necm Suresi (النجم) • Ayet 33
اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ 33 وَاَعْطٰى قَل۪يلاً وَاَكْدٰى 34 اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى 35 وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ 37 اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ 38 وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ 39 وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ 40 ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ 41 وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ 42 وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ 43 وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ 44 مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ 46 وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ 47 وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ 48 وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ 49 وَاَنَّـهُٓ اَهْلَكَ عَاداًۨ الْاُو۫لٰىۙ 50 وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْـقٰىۙ 51 وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ 52 وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ 53 فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ 54 فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى 55 هٰذَا نَذ۪يرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُو۫لٰى 56 اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ 57 لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ 58 اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ 59 وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ 60 وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ 61 فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ۩ 62
Meal ve Tefsiri

33- Gördün mü yüz çevireni? 34- Az bir şey verip de (cimrilik ederek) vazgeçeni? 35- Acaba gayb bilgisi onun yanındadır da kendisi onu mu görüyor? 36,37- Yoksa onun Mûsâ’nın ve vazifesini eksiksiz yerine getiren İbrahim’in sahifelerinde olan (gerçeklerden) haberi yok mu? 38- (Şöyle ki:) Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez. 39- İnsan için kendi çalıştığından başkası yoktur. 40- Çalışması da muhakkak ileride görülecektir. 41- Sonra ona yaptıklarının karşılığı eksiksiz bir şekilde verilecektir. 42- Şüphesiz nihai dönüş, Rabbine olacaktır. 43- Güldüren de ağlatan da şüphesiz O’dur. 44- Öldüren de hayat veren de O’dur. 45,46- Erkek ve dişiden oluşan çifti, (rahme) atılan bir nutfeden O yaratmıştır. 47- Tekrar yaratmak da O’na aittir. 48- İhtiyaç kadarı veren de zengin kılan da şüphesiz O’dur. 49- Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. 50- İlk Âd kavmini O helâk etti. 51- Semûd’u da (helak etti) ve onlardan geriye hiçbirini bırakmadı. 52- Daha önce de Nûh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar daha zalim ve daha azgındılar. 53- Altı üstüne gelmiş şehirleri de O (göğe kaldırıp baş aşağı) yere atmıştı. 54- Orayı ne (azaplarla) kaplayıp örtmüştü. 55- Şimdi (ey insan!) Rabbinin nimetlerinden hangisinde şüphe edebilirsin? 56- İşte bu (Peygamber) de önceki uyarıcılardan olan bir uyarıcıdır. 57- Yaklaşmakta olan (kıyamet) yaklaştı. 58- Onu Allah’tan başka engelleyecek yoktur. 59- Şimdi siz bu söze (Kur'ân’a) mı şaşıyorsunuz? 60- Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! 61- (Üstelik) gaflet içinde oyalanıyorsunuz. 62- Haydi artık Allah’a secde edin ve (yalnız O’na) ibadet edin.

33. “Gördün mü yüz çevireni?” Rabbine ibadet ve O’nu tevhid etmekle emrolunmakla birlikte bundan yan çizip yüz çevirenin durumunun ne kadar çirkin olduğunu gördün mü? 34. Böyle birisi az bir şeyler verecek olsa dahi bunu sürdüremez. Aksine fazla zaman geçmeden cimrilik edip bu verdiklerini keser ve engeller. Çünkü iyilikte bulunmak, böyle birisinin karakter ve tabiatı değildir. Aksine böyle birisinin tabiatı itaatten yüz çevirmek ve iyilik işlemekte sebat göstermemektir. 35. Bununla birlikte böyleleri kendilerini temize çıkarır, över durur ve Allah’ın kendilerini indirdiği konumdan başka bir konuma yükseltmeye çalışırlar. “Acaba gayb bilgisi onun yanındadır da kendisi onu mu” gaybı mı “görüyor” da gaybı haber veriyor? Yoksa o, Allah’a karşı yalan uydurmakta ve bu küstahlığı mı göstermektedir? Böylelikle hem kötülük, hem de kendisini temize çıkarmak gibi iki yasak işi bir arada işlemekte midir? Ki vakıa da böyledir. Çünkü böylesi, gayb ilmine sahip olmadığını kendi de bilmektedir. Böyle bir iddiaya sahip olduğu varsayılsa bile masum peygamber vasıtası ile gayb ilmine dair kat’i olarak verilen haberler, onun bu iddiasının aksini göstermektedir. Bu da onun iddiasının batıl olduğuna delildir.
36-37. “Yoksa onun” bu iddiada bulunan kimsenin “Mûsâ’nın ve vazifesini eksiksiz yerine getiren” Allah’ın kendisini sınayıp kendisine emretmiş olduğu bütün şer’î hükümleri, dinin esaslarının ve feri hükümlerinin tümünü yerine getirmiş olan “İbrahim’in sahifelerinde olan (şu gerçeklerden) haberi yok mu?” Bu sahifelerde pek çok hükümler vardır. Bunların en önemlilerini Cenab-ı Allah şu buyrukları ile zikretmiş bulunmaktadır:
38-39. Amelde bulunan herkesin iyi ameli de kötü ameli de kendisinindir. Başkasının amelinden, çalışmasından ona ait bir şey olmayacaktır. Kimse kimsenin bir günahını yüklenmeyecektir. 40. “Çalışması da muhakkak ileride” âhirette “görülecektir.” İyisi kötüsünden ayırt edilecektir. 41. “Sonra ona yaptıklarının karşılığı eksiksiz bir şekilde verilecektir.” Bütün amellerin karşılığı en mükemmel şekilde verilecektir. Katıksız iyilik olan amelin karşılığı iyilik (cennet) olacaktır, katıksız kötülüğün karşılığı da kötülük (cehennem) olacaktır. İyi kötü karışık olan da karışıklık oranına göre karşılık görecektir. Verilen bu karşılıkların adaletli olacağını ve Allah’ın ihsanını ortaya koyacağını bütün mahlukat itiraf edip kabul edecek ve bundan dolayı Yüce Allah’a hamdedecektir. Hatta cehennemlikler dahi cehenneme gireceklerinde kalpleri Rablerine karşı hamd ile, O’nun hikmetinin kemâlini ikrar ile dolu olacaktır. Kendi kendilerine gazaplanacak, öfkelenecek, kendilerini bu hale kendilerinin getirdiklerini ve o en kötü yerlere kendi kendilerini soktuklarını kabul edeceklerdir. Yüce Allah’ın:“İnsan için kendi çalıştığından başkası yoktur” buyruğu, yapılan ibadetlerin sevabının diri ya da ölü bir başkasına hediye edilmesinin caiz olmadığına delil gösterilmiştir. Bu görüş sahipleri şöyle demiştir:“Allah “İnsan için kendi çalıştığından başkası yoktur” buyurmaktadır. Buna göre bir kimsenin çalışmasının başka birine ulaşması buna aykırıdır.” Ancak bu ayeti bu görüşe delil gösterme tartışılır. Çünkü âyet-i kerime, insanın bizzat kendisinin yaptığından başkasının kendi lehine olmayacağına delildir. Bu doğrudur ve bunda bir görüş ayrılığı da yoktur. Ancak bu âyet-i kerimede bir kimsenin eğer başkası kendisine hediye yolu ile bir şey bağışlayacak olursa o kimsenin, başkasının çalışması olan o hediyeden fayda görmeyeceğine dair bir delil yoktur. Bu tıpkı şunun gibidir: Bir kimse ancak kendi mülkiyeti ve eli altında bulunan mala sahiptir. Ancak bu, başkasının sahip olduğu maldan ona hibe ettiği takdirde onun o mala sahip olamayacağı anlamına gelmez.

42. Sonunda bütün işler O’na varacaktır. Bütün her şey ve bütün mahlukat, öldükten sonra diriliş ve kabirlerden kalkış ile O’na dönecektir. Bütün hallerde varılacak yer, Allah’ın huzurudur. İlim, hikmet, rahmet ve tüm mükemmelliklerin nihai derecesi de hep O’na aittir.

43. Gülüp ağlamanın sebeplerini yaratan O’dur. Bu sebepler de hayır, şer, sevinç, mutluluk, üzüntü ve kederdir. Bütün bunlarda sonsuz hikmet, o her türlü kusurdan münezzeh olana aittir.

44. Var eden ve yok eden yalnız O’dur. Bütün insanları yaratan, onlara emir veren, yasaklar koyan, ölümlerinden sonra onları tekrar diriltecek ve dünya yurdunda işledikleri bu amellerin karşılığını onlara verecek olan O’dur.

45-46. Buradaki çift tabiri cins/tür ismi olup konuşanıyla konuşmayanıyla bütün canlıları kapsamaktadır. Bütün canlıları tek başına yaratan O’dur ve O, bunları bir nutfeden yaratmıştır. Bu, O’nun kudretinin kemâlinin en büyük delillerindendir. En büyük güç ve izzete yalnız başına sahip olduğunu göstermektedir. Çünkü O, küçüğü ile büyüğü ile bütün bu canlıları zayıf bir nutfeden, oldukça değersiz bir sudan yaratmıştır. Sonra onu geliştirip kemâle erdirmiş ve varması mukadder olan noktalara vardırmıştır. Sonra da insanoğlu, bu nutfeden “a’lây-ı illiyyîn”deki en yüksek makamlara yükselmiş yahut da “esfel-i safiline”, aşağıların en aşağısına düşmüştür. Bundan dolayı Yüce Allah, ilk yaratmayı tekrar yaratmaya (dirilişe) delil göstererek şöyle buyurmaktadır:

47. Kulları tekrar yaratıp kabirlerden kaldırır ve vakti belli olan o günde onları toplayıp bir araya getirir. İyilik ve kötülüklerinin karşılıklarını onlara verir.

48. Ticaret, çeşitli kazanç yolları olan meslekler ve diğer işler gibi maîşet yollarını kolaylaştırmak sureti ile kulları başkalarına muhtaç olmaktan kurtardığı ettiği gibi, bütün mal çeşitleri ile onları faydalandıran, böylece onlara o malların pek çoğuna sahip olma ve onları biriktirme imkanı veren de O’dur. Yüce Allah’ın kullarına bütün nimetlerin kendisinden olduğunu haber vermesi de O’nun nimetleri arasındadır. Bu da kulların O’na şükretmelerini, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın tek olarak sadece O’na ibadet etmelerini gerektirir.

49. Şi’râ, bu isimle bilinen bir yıldızdır (Sirius/Akyıldız). Yüce Allah'ın, her şeyin Rabbi olmakla birlikte özellikle onu anması, bu yıldızın cahiliye döneminde tapınılan bir yıldız oluşundan dolayıdır. Böylece O, müşriklerin ibadet ettikleri şeylerin, Rabbi bulunan, idare edilen ve yaratılmış varlıklar olduğunu haber vermektedir. O halde bunlar nasıl olur da Allah ile birlikte ilâh edinilirler?

50. Bunlar Hûd aleyhisselam’ın kavmidir. Hûd aleyhisselam’ı yalanlamaları üzerine Yüce Allah onları oldukça çetin ve ıslıklı bir kasırga ile helâk etmişti.

51. “Semûd” Salih aleyhisselam’ın kavmidir. Allah onu Semûd kavmine göndermiş, onlar da onu yalanlamışlardı. Bunun üzerine Yüce Allah, onlara bir mucize olmak üzere bir dişi deve göndermiş, ama onlar onu kesmişlerdi. Salih aleyhisselam’ı da yalanladıklarından ötürü Allah onları helâk etmişti. Onlardan geriye de hiçbir kimse “bırakmadı.” Aksine tek bir kişi kalmamak üzere hepsini imha etti.
52. “Daha önce de Nûh kavmini(helak etmişti). Çünkü onlar” bu sözü edilen ümmetlerden “daha zalim ve daha azgındılar.” Allah da onları helâk edip suda boğmuştu.
53. “Altı üstüne gelmiş şehirler”den kasıt Lût kavmidir. Onları “O (göğe kaldırıp baş aşağı) yere atmıştı.” Yüce Allah, âlemlerden kimseye göndermediği bir azap ile onları helâk etti. Yurtlarının altlarını üstlerine geçirdi ve onlara pişirilmiş çamurdan taş yağdırdı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 54. Yani son derece can yakıcı ve vahim azaptan bir parça onları örttü. Bu, anlatılması mümkün olmayacak derecede pek büyük bir azaptı.

55. Allah’ın hangi nimet ve lütfu hakkında şüphe edersin, ey insan? Çünkü Allah’ın nimetleri apaçık ortadadır. Hiçbir şekilde şüphe ve tereddüde kabil değildir. Zira kulların sahip olduğu ne kadar nimet varsa, hepsi O’ndandır. Başlarındaki musibetleri ve belâları da O’ndan başkası gidermez.

56. “İşte bu da” şu Kureyşli, Haşimî, Allah’ın Rasûlü, Abdullah’ın oğlu Muhammed de “uyarıcılardan olan bir uyarıcıdır.” Daha önce benzeri görülmedik bir peygamber değildir. Ondan önce pek çok peygamber gelip geçmiş ve onun davet ettiği şeylere onlar da davet etmiştir. O halde onun risaleti ne diye inkâr edilir? Hangi delil ile onun çağrısı çürütülmeye çalışılır? Onun ahlâkı, o şerefli peygamberlerin ahlâkının en üstünü değil midir? O, her türlü hayıra çağıran ve her türlü kötülükten alıkoyan değil midir? O, önünden de arkasından da bâtılın kendisine asla ulaşamadığı, hikmeti sonsuz ve her türlü hamde layık tarafından indirilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerîm’i getirmedi mi? Allah kendisinden önceki şerefli peygamberleri yalanlayanları helâk etmedi mi? O halde rasûllerin efendisi, takvâ sahiplerinin önderi ve “el-Ğurr el-Muhaccelîn”in (Kıyamet gününde abdest azaları nur ile parıldayacak ümmetin) lideri olan Muhammed’i yalanlayanların azaba uğramalarını engelleyecek olan nedir?
57. “Yaklaşmakta olan” Kıyamet “yaklaştı.” Artık vakti oldukça yaklaştı, alâmetleri de açıkça ortaya çıktı.
58. “Onu Allah’tan başka engelleyecek yoktur.” Yani Kıyamet gelip de kendisi ile tehdit olundukları azap başlarına geldiği vakit onu Allah’tan başka kimse gideremez.
59. Yüce Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletini inkâr edenleri ve onun getirdiği Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlayanları tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Şimdi siz” sözlerin en hayırlısı, en faziletlisi, en şereflisi olan “bu söze mi şaşıyorsunuz?” Onu geleneklere aykırı, bilinen gerçeklerin ve işlerin dışında bir şey olarak mı görüyorsunuz? Bu, onların cehaletleri, sapıklıkları ve inatlarından dolayıdır. Yoksa bu, öyle bir sözdür ki bir şeyden bahsetti mi doğru söyler, bir söz söyledi mi hakkı batıldan ayırt eder. O, bir şaka ve oyun değildir. O, pek yüce olan Kur’ân’dır. Eğer bir dağın tepesine indirilmiş olsaydı o dağ, Allah korkusundan dolayı boyun eğer, paramparça olurdu. Bu Kitap salih kimselerin, sağlam görüşlülerin akıllarını artırır. Onları daha da doğrultur. Doğruluk üzerinde onlara sebat verir, yakîn ve imanlarını artırır. O nedenle asıl böyle bir Kitaba hayret eden kimselerin akıllarına, sapıklıklarına ve cehaletlerine şaşılır!

60. Bu Kitabın emir ve yasaklarına kulak vermek, onun vaat ve tehditlerini dikkatle dinlemek, güzel ve doğru haberlerini bellemek suretiyle ruhların ondan etkilenmesi, kalplerin ona karşı yumuşaması ve gözlerin de ondan dolayı ağlaması gerekirken sizler onunla alay etmekte ve ondan dolayı gülmektesiniz.

61. “Oynayıp eğlenirsiniz.” Gaflet içerisindesiniz. Ona iltifat etmiyor, onun üzerinde düşünmüyorsunuz. Bu, akıllarınızın kıtlığından, dinlerinizin gülünçlüğünden kaynaklanır. Sizler, Allah’a ibadet edip bütün hallerde O’nun rızasını arayan kimseler olsaydınız, akıllı kimselerin kendilerine yakıştıramadıkları böyle bir konumda olmazdınız. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
62. “Haydi artık Allah’a secde edin.” Özellikle Allah’a secde etme emrinin verilmesi, secdenin faziletine ve ibadetin sırrı ve özü olduğuna delildir. İbadetin ruhu da huşû’ ve Allah’ın önünde zilletle boyun eğmektir. Secde ise kulun zilletle eğildiği en ileri derecedir. Çünkü o esnada onun kalbi de bedeni de boyun eğer. En değerli azasını (yüzünü) değersiz, ayakların çiğneyip geçtiği yere koyar. Sonra Yüce Allah “ve ibadet edin” buyruğu ile kendisinin sevdiği ve razı olduğu, açık ve gizli her türlü ameli ve sözü kapsayan ibadeti genel olarak emretmektedir.

Necm Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun. Biz O’nu hakkıyla övemeyiz. Aksine O, kendini nasıl övmüşse öyledir. Kullarının O’na yaptığı övgülerden de daha yücedir. Allah'ın salat ve selamı Muhammed’in üzerine olsun.

***