Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

54 — Kamer Suresi (القمر) • Ayet 1
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ 1 وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ 2 وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ 3 وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْـبَٓاءِ مَا ف۪يهِ مُزْدَجَرٌۙ 4 حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ 5
Meal ve Tefsiri

1- Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. 2- Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler ve:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” derler. 3- Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular. Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır. 4- Andolsun onlara (inkardan) alıkoyacak özellikte birçok haber gelmiştir. 5- Bu, son derece üstün bir hikmettir. Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.

(Mekke’de inmiştir. 55 âyettir)
1-2. Yüce Allah, Kıyametin gerçekleşme zamanının yaklaşmış olduğunu, geleceği vaktin yakınlaştığını haber vermektedir. Bununla birlikte bu yalanlayıcılar, hâlâ onu yalanlamaya devam etmekte, bu Kıyamet’in kopuşuna hazırlık yapmamaktadırlar. Allah ise bu Kıyamet’in kopuşuna delil teşkil eden ve benzerini gören insanların iman etmelerini sağlayacak türden pek büyük âyetler/mucizeler göstermektedir. Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden en büyük delil ve mucizelerden birisi de şudur: İnkarcılar, kendilerine getirdiklerinin doğruluğuna, kendisinin de doğru söylediğine delil teşkil edecek şekilde olağanüstü bir iş göstermesini istediklerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aya işaret etmiş, o da Allah’ın izni ile birisi Ebu Kubeys dağı üzerinde diğeri de Kuaykı’ân dağı üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrılmış idi. İnsanların herhangi bir şekilde göz boyamakla ve olduğundan farklı göstermekle yapamayacakları ulvî âlemde gerçekleşen bu pek büyük mucizeyi müşrikler de başkaları da görmüşler, benzeri görülmedik bir olaya tanık olmuşlardır. Hatta kendisinden önceki herhangi bir peygamber tarafından benzerinin gösterildiğini işitmedikleri bir olaya şahit olmuşlardı. Bundan dolayı gözleri kamaştı, ama yine de iman kalplerine girmedi. Allah da onlar için hayır murat etmedi. Bu sefer iftiralarına ve azgınlıklarına yönelip şöyle dediler:“Muhammed bizi büyüledi. Bunun doğru olup olmadığının tek alâmeti şudur: Sizler uzak yerlerden yolculuk yapıp gelenlere soracaksınız. Çünkü o sizi büyülemiş olsa da sizin gibi burada hazır bulunmayan kimseleri büyülemiş olamaz.” Gelen herkese sordular. Gelen yolcular da onlara bu işin gerçekleştiğini haber verince bu sefer de:“Öteden beri süregelen bir sihirdir” dediler. Muhammed bizi büyülediği gibi başkalarını da büyülemiştir, dediler. Bu ise ancak insanların en akılsızlarının, hidâyetten en uzak olanlarının ve en şaşkınlarının kabul edebileceği türden bir iftiradır. Bununla onlar yalnızca bu mucizeyi inkâr etmiş olmuyorlardı. Aksine onlar kendilerine gelen her türlü âyet ve mucizeyi yalanlamakta ve hepsine ret karşılığı vermeye hazır kimselerdi. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama onlar bir âyet/mucize görseler yüz çevirirler.” Çünkü onların maksatları hakka ve hidâyete tabi olmak değildir. Onların maksadı hevâya uymaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
3. Yüce Allah’ın:“Onlar, yalanladılar ve hevâlarına uydular” buyruğu şu buyruğunu andırmaktadır: “Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, ancak hevâlarına uymaktadırlar.”(el-Kasas, 28/50) Çünkü onların maksadı, hidâyete tabi olmak olsaydı kesinlikle iman ederler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e uyarlardı. Zira Yüce Allah, onun vasıtası ile bütün ilâhî isteklere ve şer’î maksatlara açıkça delil teşkil eden pek açık belgeler ve son derece kesin deliller göstermiştir. "Halbuki her işin kararlaştırılmış bir vadesi vardır.” Yani şu ana kadar iş, henüz varacağı son noktaya varmış değildir. Ama o sona varacaktır. O son gelince de iman edenler, nimet dolu cennetlerde dolaşacak, Allah’ın mağfiret ve rızasına erişeceklerdir. Yalanlayanlar ise Allah’ın gazabında ve azabında ebedi kalacaklardır.
4. Yüce Allah, onların sağlıklı bir maksatlarının bulunmadığını, hidâyete tabi olmak gibi bir isteklerinin olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlara” sapıklık ve azgınlıklarından kendilerini “alıkoyacak özellikte birçok haber” geçmiş ve geleceğe dair haberler ve açık mucizeler “gelmiştir.”
5. Bu, Yüce Allah tarafından gönderilmiş “en yüksek seviyede ve yeterli bir hikmettir.” Böylelikle onun bütün âlemlere karşı delili ortaya konulmuştur. Peygamberleri gönderdikten sonra hiçbir kimsenin Allah’a karşı hiçbir bahanesi kalmamıştır. “Ne var ki uyarılar fayda vermiyor.” Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Doğrusu üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş olanlar, kendilerine her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görmedikçe iman etmezler.”(Yûnûs, 10/96-97)