Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

54 — Kamer Suresi (القمر) • Ayet 41
وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ 41 كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَز۪يزٍ مُقْتَدِرٍ 42 اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُو۬لٰٓئِكُمْ اَمْ لَـكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِي الزُّبُرِۚ 43 اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَم۪يعٌ مُنْتَصِرٌ 44 سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ 45 بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ 46 اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍۢ 47 يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْۜ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ 48 اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ 49 وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ 50 وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ 51 وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ 52 وَكُلُّ صَغ۪يرٍ وَكَب۪يرٍ مُسْتَطَرٌ 53 اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ 54 ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ 55
Meal ve Tefsiri

41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.

41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu.
43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz.
44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?”
45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür.
47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır.
48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir.
49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:

50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz.

51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur.
52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır.
53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez.
54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın.

Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun.

***