1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.
5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.
6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.
10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.
Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: