Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِر۪ينَۘ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ
54
Meal ve Tefsiri
54- Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah (onların yerine) öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler, mü’minlere karşı boynu eğik, kâfirlere karşı başları dik olur, Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın lütfudur ki O, onu dilediği kimseye verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.
54. Yüce Allah âlemlere muhtaç olmadığını, dininden dönen kimselerin Allah’a hiçbir şekilde zarar veremeyeceğini, yalnızca kendilerine zarar vereceklerini, Allah’ın ihlâs sahibi kullarının ve samimi şekilde inançlarına bağlı erlerinin bulunduğunu haber vermektedir. Rahman ve Rahîm olan Allah, bunlara yol göstericilik etmeyi tekeffül etmiş ve onları varlık sahnesine çıkartacağını vaat etmiştir. Bunlar nitelikleri itibari ile insanların en mükemmeli, ruh ve maneviyatları en güçlü, ahlakları en güzel olanlarıdır. Onların en üstün nitelikleri ise Yüce Allah’ın kendilerini sevmesi, onların da Allah’ı sevmeleridir. Allah’ın kulunu sevmesi elbette ki ona ihsan ettiği en üstün nimet, ona bağışladığı en büyük lütuftur. Allah kulunu sevdi mi onun için sebepleri kolaylaştırır, böylece her türlü zor ona kolay gelir. Hayırları işleme muvaffakiyetini, münkerleri terk etme başarısını ona ihsan eder. Kullarının kalplerini o kimseye doğru sevgi ve bağlılıkla yöneltir. Kulun Rabbini sevmesinin gerektirdiği hususlardan biri, mutlaka zahiri ile batını ile söz ve davranışları ile bütün halleri ile Allah Rasûlüne uyma niteliğine sahip olmasıdır. Nitekim Allah azze ve celle bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“(Ey Muhammed onlara) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin”(Al-i İmran, 3/31) Allah’ın kulunu sevmesini sağlayan şey ise kulun, farz ve nafilelerle Yüce Allah’a çokça yakınlaşmaya çalışmasıdır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Yüce Allah’tan naklettiğini belirttiği sahih bir hadiste şöyle buyurmaktadır:“Kulum bana benim kendisine farz kıldığım şeylerden daha çok sevdiğim herhangi bir şeyle yaklaşamaz. Kulum nafilelerle bana yakınlaşmaya devam edip durur ve nihâyet ben de onu severim. Ben onu sevdim mi de artık kendisi vasıtası ile işittiği kulağı, kendisi ile gördüğü gözü, kendisi ile tuttuğu eli, kendisi ile yürüdüğü ayağı olurum. Andolsun benden bir dilekte bulunacak olursa mutlaka ona veririm ve eğer bana sığınacak olursa andolsun onu himayeme alırım.” Allah’ı sevmeyi sağlayan hususlardan biri, O’nu bilip tanımak ve O’nu çokça anıp hatırlamaktır. Çünkü Allah’ı tanımaksızın söz konusu olan sevgi gerçekten çok eksiktir. Hatta varlığından bile söz edilemez. Var olduğu iddia edilse bile bu böyledir. Allah’ı seven bir kimse O’nu çokça anar. Allah da bir kulu sevdi mi o kulun yaptığı az miktardaki ameli kabul eder ve pek çok hata ve yanılmalarını da bağışlar. Bu iyi kulların nitelikleri arasında:“Mü’minlere karşı boynu eğik, kâfirlere karşı başları dik” olmak da vardır. Bunlar mü’minleri sevdiklerinden, onlara samimi davranıp iyiliklerini istediklerinden, yumuşak davrandıklarından, onlara rıfk ile muamele ettiklerinden, şefkat ve merhamet beslediklerinden, onlara karşı nazik davranıp kendilerinden istenen şeyleri mümkün mertebe gerçekleştirmeyi istediklerinden ötürü mü’minlere karşı alçakgönüllüdürler. Buna karşılık Allah’a küfreden, âyetlerine karşı inatlaşan, peygamberlerini yalanlayan kimselere karşı da güçlü ve onurludurlar. Bunlara düşmanlık beslemekte bütün gayret ve kararlılıklarını ortaya koyarlar, onlara karşı zafer elde etmeyi gerçekleştirebilecek her türlü yolda bütün çaba ve gayretlerini de harcarlar. Nitekim Allah subhanehu şöyle buyurmaktadır:“Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı... korkutasınız.”(el-Enfal, 8/60). Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Onunla birlikte olanlar kâfirlere karşı sert kendi aralarında merhametlidirler.”(el- Feth, 48/29) Allah’ın düşmanlarına karşı sert olmak, kulu Allah’a yakınlaştırıcı işlerdendir. Bu tutumu ile kul Rabbine, kâfirlere gazap noktasında uygun bir tutum içerisinde olur. Ancak sert olmak, onları en güzel yolla İslâm dinine çağırmaya engel değildir. Böylelikle sert olmak ile davet ederken yumuşak olmak özellikleri bir arada bulunur. Her iki durum da onların maslahatlarının bir parçasıdır ve bu tutumların menfaatleri onlara aittir. Bu mü’minler malları ile canları ile sözleri ile davranışları ile “Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.” Aksine Rablerinin rızasına öncelik tanırlar, O’nun kınamasını kulların kınamasından daha çok önemserler. İşte bu, onların gayretlerinin ne kadar büyük, kendilerinin ne kadar kararlı olduklarına bir delildir. Hiç şüphesiz kalbi güçsüz olan bir kimsenin gayreti de zayıftır. Kınayanların kınaması halinde kararlılığı kalmaz, gücü gevşeyiverir. Bunların kalplerinde, mahlukatı göz önünde bulundurma, onların rıza ve kınamalarını Allah’ın emrinden öne geçirme oranında Allah’tan başkasına bir ibadet etme söz konusudur. Kul, Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmayacak hale gelinceye kadar kalbini Allah’tan başkasına ibadet etmekten korumuş olamaz. Yüce Allah bu kullarına ihsan etmiş olduğu güzel nitelikleri, üstün konumları -ki bunlar sözünü etmediği diğer hayırlı davranışları yapmalarını da gerektirmektedir- söz konusu ederek onları övdükten sonra bunun onlara bir lütuf ve ihsanı olduğunu haber vermektedir ki kendilerini beğenmesinler ve kendilerine bunları ihsan eden yüce zâta -üzerlerindeki lütfunu daha çok artırması için- şükretsinler, onlardan başkaları da Allah’ın lütfunun karşısında hiçbir engelin duramadığını bilsinler. İşte bu maksatla:“Bu Allah’ın lütfudur ki onu dilediği kimseye verir. Allah Vâsidir,” Yani Allah lütuf ve ihsanı pek çok, bağışları bol olandır. O’nun rahmeti her şeyi kapsamıştır ve O gerçek dostlarına lütfunu -başkalarına vermeyeceği bir şekilde- bol bol verir. Bununla birlikte O, “Alîmdir.” lütfuna kimin layık olduğunu da çok iyi bilir ve böylelerine lütfunu ihsan eder. Allah esası itibari ile de teferruatı ile de risaletini nereye bırakacağını en iyi bilendir.