Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

6 — En’âm Suresi (الأنعام) • Ayet 161
قُلْ اِنَّن۪ي هَدٰين۪ي رَبّ۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۚ د۪يناً قِيَماً مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ 161 قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ 162 لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ 163 قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪ي رَباًّ وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍۜ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ 164 وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ 165
Meal ve Tefsiri

161- De ki:“Hiç şüphesiz Rabbim, beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran bir dine, hanif olan İbrahim’in dinine iletti. O, müşriklerden değildi.” 162- De ki:“Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. 163- O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” 164- De ki:“Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka bir rab arar mıyım hiç? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez. Nihâyet dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” 165- Sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve size verdikleri ile sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabbin, hem cezası pek çabuk olandır hem de çok bağışlayan ve pek merhamet edendir.

161. Yüce Allah, peygamberine sahip olduğu hidâyet ve izlemekte olduğu dosdoğru yolu ilan etmesini ve şunu açıklamasını emretmektedir: Onun izlemekte olduğu bu dosdoğru yol, faydalı itikadî hükümleri ve salih amelleri içeren, güzel olan her şeyi emreden ve çirkin olan her şeyi de yasaklayan bir dindir. Bütün peygamberlerin özellikle de haniflerin önderi, vefatından sonra gönderilenlerin atası, Halilurrahman İbrahim aleyhisselam’ın dinidir. Bu din, dosdoğru olmayan, aksine haktan sapan yahudi, hristiyan ve müşriklerin dinlerinden uzaklaşıp Sırat-ı Mustakim’i gösteren hanif dindir. Bu din genel olarak böyledir. Daha sonra yüce Allah bu dinin ibadetlerinin en şereflilerini ayrıca zikrederek şöyle buyurmaktadır:
162. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım” Bu iki ibadet, yani namaz ve kurban özellikle zikredilmiştir. Çünkü onlar, oldukça şerefli ve faziletli ibadetlerdir. Yüce Allah’a beslenen sevgiye, dini O’na halis kılmaya, kalple, dille ve azalarla Allah'a yakınlaşmaya delildirler. Yine nefsin, sevdiği malı daha çok sevdiği Yüce Allah’a feda etmek demek olan kurban kesmek de O’na yakınlaşmaya en büyük delildir. O nedenle her kim namaz ve kurban ibadetinde ihlaslı hareket ederse, onun bu ihlası diğer amel ve sözlerinde de ihlaslı olmasını beraberinde getirir. “Hayatım ve ölümüm” yani hayatımda yaptığım, Yüce Allah’ın hakkımda takdir ettiği, ölümümde de Allah’ın benim için takdir ettiği her bir şey “âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
163. “O’nun” ibadette “hiçbir ortağı yoktur.” Mülkte (kainata sahip ve egemen oluşunda) ve idaresinde ortağı olmadığı gibi. Şüphesiz ki Yüce Allah’a karşı bu ihlas, benim uydurduğum bir şey olmadığı gibi kendiliğimden ortaya attığım bir şey de değildir. Aksine “ben bununla” kesin olarak “emrolundum” bu emri yerine getirmedikçe de sorumluluğundan kurtulamam “ve ben” bu ümmet içinde “müslümanların ilkiyim.”
164. “De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka” yaratılmışlar arasından “bir rab arar mıyım hiç?” Benim O’ndan başka bir rab, kainatı yöneten bir kimse kabul etmem hiç bana yakışır mı? Halbuki Allah her şeyin rabbidir, bütün yaratıklar O’nun rububiyeti altındadır, O’nun emrine bağlıdır. O halde benim de benden başkasının da Allah’ı rab edinmesi ve bunu hoşnutlukla kabul etmesi, diğer taraftan Yüce Allah’a muhtaç ve aciz olan, O’nun rububiyeti altında bulunan herhangi bir kimseye de bağlanmaması şarttır. Daha sonra Yüce Allah amellerin karşılığını hatırlatarak böyle davranmaya teşvik ederken aksi tutumdan korkutarak şöyle buyurmaktadır:“Herkesin” hayır ve şer kabilinden “kazandığı yalnız kendisine aittir.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Kim salih amel işlerse kendi lehine, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.”(Fussilet, 41/46)“Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez.” Aksine herkes kendi günah yükünü yüklenir. Eğer herhangi bir kimse, başkasının sapıklığına ve günahına sebep olmuşsa o takdirde fiilen o işi işleyenin günahından bir şey eksilmeksizin sebep olana da sebep olmanın günahı vardır. “Nihâyet” kıyamet gününde “dönüşünüz Ancak Rabbinizedir. O” hayır ya da şer türünden hakkında “ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir” ve bunların karşılığını da en mükemmel şekilde verecektir.
165. “Sizi yeryüzünün halefleri yapan” Allah sizi yeryüzünde öncekilerden sonra gelen halefler kıldı, zira kiminiz kiminizin arkasından gelir, halefi olur. Orada bulunan her şeyi emrinize verdi ve nasıl amel edeceğinizi ortaya çıkarmak için de sizi sınadı. “Size verdikleri ile sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle” güç, sağlık, rızık, yaratılış ve ahlâk itibari ile “üstün kılan O’dur.” Bu verdikleri ile sizi sınamasının bir sonucu olarak da amellerinizin arasında farklılıklar ortaya çıkar. “Şüphesiz Rabbin hem” kendisine isyan edip âyetlerini yalanlayanlara karşı “cezası pek çabuk olandır hem de” kendisine iman edip salih amel işleyen, helak edici büyük günahlardan da tevbe eden kimselere karşı “çok bağışlayan ve pek merhamet edendir.”[9]

***