Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَاۘ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
42
وَنَزَعْنَا مَا ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُۚ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۜ وَنُودُٓوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
43
Meal ve Tefsiri
42- İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 43- Biz onların kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atarız. Altlarından da ırmaklar akar. “Bizi bu (nimetleri kazandıracak amele) hidayet eden Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bizi hidayete erdirmeseydi biz, kendiliğimizden hidayeti bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin peygamberleri hak ile gelmişlerdir” derler. Onlara şöyle seslenilir:“Yapmakta olduğunuz ameller sebebiyle mirasçısı kılındığınız cennet, işte budur.”
42. Yüce Allah zalim ve isyankârların cezalarını söz konusu ettikten sonra itaatkarların mükâfaatlarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: Kalpleri ile “iman edip” azaları ile “salih ameller işleyenlere” böylelikle iman ile ameli, zahirî ameller ile batınî amelleri birlikte yerine getiren, farzları işleyip haramları da terk edenlere “gelince…” Burada “salih ameller işleyenler” buyruğu, farz ve müstehab bütün salih amelleri kuşatan umumi bir lafız olduğundan ve bunların bazılarına kulun güç yetirmeme ihtimali bulunduğundan dolayı Yüce Allah:“ki biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz” buyurmaktadır. Yani biz herkesi ancak gücünün yettiği ve kendisini aciz bırakmayacak miktarla mükellef tutarız. O halde her bir kimsenin güç yetirebildiği kadarı ile Allah’tan korkması gerekir. Birilerinin güç yetirebildiği birtakım görevlerden eğer başkaları aciz kalacak olursa aciz olanlardan o görevler düşer. Nitekim Yüce Allah başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Allah hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez”(el-Bakara, 2/186); “Allah hiçbir kimseye verdiği (imkandan) başkasını yüklemez.”(et-Talak, 65/7); “Dinde sizin aleyhinize bir zorluk kılmamıştır.”(el-Hac, 22/78); “Elinizden geldiğince Allah’tan korkun.”(et-Tağabun, 64/16) O nedenle acizlik halinde farziyet söz konusu olmadığı gibi zaruretle birlikte de haramlık söz konusu değildir. “Onlar” yani iman sahibi olmak ve salih amel işlemek niteliğine sahip olanlar “cennetliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Oradan başka bir yere gitmezler ve yerlerini değiştirmek de istemezler. Çünkü orada çeşit çeşit lezzetlerden ve arzuladıkları şeylerden öylelerini görecekler ki onlardan daha iyisi yoktur. İstenebilecek şeylerin en nihai derecesi onlardır.
43. “Biz onların kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atacağız.” Bu da Yüce Allah’ın cennetliklere lütuf ve ihsanındandır. O, dünya hayatında iken kalplerinde bulunan kini ve birbirleriyle yarış hırsını söküp atacak, ortadan kaldıracaktır. Böylelikle birbirini seven gerçek kardeşler, kendilerine karşı olumsuz duyguları bulunmayan samimi dostlar olacaklardır. Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz onların göğüslerindeki kini söküp attık, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.”(el-Hicr, 15/47) Allah onlara öyle bir lütuf ve ihsanda bulunacak ki her biri mutlu olacak ve içinde bulunduğu nimetlerin daha üstünde bir nimet olmadığı kanaatine sahip olacak. Böylelikle birbirlerini kıskanmaktan, birbirlerine buğzetmekten yana emin olacaklardır. Çünkü bunun sebepleri ortadan kalkmış olacaktır. “Altlarından da ırmaklar akar.” Yani istedikleri yerde ve istedikleri yönde ırmakları bol bol akıtırlar. Dilerlerse saraylarının arasından, dilerlerse o yüksek köşklerde, dilerlerse o cennet bahçelerinde, dilerlerse de göz kamaştırıcı bahçelerin altından… Bu nehirler yatakları olmaksızın akacaktır ve hayırlarının da hiçbir sınırı bulunmayacaktır. İşte Allah’ın kendilerine ihsan etmiş olduğu nimetleri ve lütufları görecekleri vakit:“Bizi bu (nimetleri kazandıracak amele) hidayet eden Allah’a hamd olsun” diyeceklerdir. Yani O, bize bunu lütfedip kalplerimize ilham verdi de böylece O’na iman ettik ve bu güzel yurda ulaştıran amellere yöneldik. İmanımızın ve amelimizin mükâfaatını bizim için sakladı da onlar sebebi ile bizi bu yurda ulaştırdı. İşte bütün bunlar için O’na hamdolsun. En baştan beri bize lütufta bulunan, sayanların saymaktan aciz kalacağı pek çok gizli ve açık nimetleri ihsan eden O cömert Rab ne yücedir! “Eğer Allah bizi hidayete erdirmeseydi biz, kendiliğimizden hidayeti bulamazdık.” Yani Yüce Allah bize hidâyetini ve peygamberlerine tâbi olmayı lütfetmemiş olsaydı bizim kendi kendimize hidâyeti bulma imkanımız olmazdı. “Andolsun ki Rabbimizin peygamberleri hak ile gelmişlerdir.” Yani peygamberlerin kendilerine haber vermiş olduğu nimetlerden yararlandıkları vakit, bu nimetlerin varlığı önceleri onlar için ilme’l-yakin iken hakka’l-yakin derecesine ulaşır ve onlar da: Biz peygamberlerin bize vaadetmiş olduğunun, kesinlikle gerçek olduğunu anladık ve bizatihi gördük. Onların bütün getirdiklerinin, hiçbir şüphe ve kapalılık içermeyen kesin hakikat olduğunu müşahade ettik. “Onlara” tebrik, lütuf, selam ve saygı olmak üzere: “şöyle seslenilir: Yapmakta olduğunuz ameller sebebiyle mirasçısı kılındığınız cennet işte budur.” Artık bu cennetin mirasçıları oldunuz ve bu cennet size kat’i olarak verilmiş oldu. Kâfirlere verilen ise ateştir. Bu cennet size yaptığınız ameller sebebiyle miras verilmiştir. Selef alimlerinden biri şöyle demiştir: Cennetlikler Allah’ın affetmesi ile ateşten kurtulacak, Allah’ın rahmeti ile cennete konulacaklardır. Cennetteki meskenlere salih amelleri vesilesiyle mirasçı olacak ve onları o amellere göre pay edeceklerdir. Bu ameller de O’nun rahmetindendir, hatta rahmetinin en üstün şeklidir.