Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

80 — Abese Suresi (عبس) • Ayet 11
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ 11 فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ 12 مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ 14 كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ 16 قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ 17 مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ 18 مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ 19 ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ 20 ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ 21 ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ 22 كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۜ 23 فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ 24 اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَباًّۙ 25 ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقاًّۙ 26 فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَباًّۙ 27 وَعِنَباً وَقَضْباًۙ 28 وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ 29 وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ 30 وَفَاكِهَةً وَاَباًّۙ 31 مَتَاعاً لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ 32
Meal ve Tefsiri

11- Asla (böyle yapma)! Çünkü o, bir öğüttür. 12- Artık dileyen onunla öğüt alır. 13, 14- Çok değerli, son derece yüksek ve tertemiz sahifelerdedir. 15, 16- Çok itaatkâr, pek şerefli kâtip elçilerin elleri ile (yazılmıştır). 17- Kahrolası insan! Ne kadar da nankör! 18- Yaratan onu hangi şeyden yarattı? 19- Bir nutfeden yarattı da onu bir ölçüye göre şekillendirdi. 20- Sonra da yolu ona kolaylaştırdı. 21- Sonra onu öldürüp kabre koydu. 22- Sonra da dilediği zaman onu diriltecek. 23- Asla! O, Yaratanın kendisine emrettiğini yerine getirmemiştir. 24- Öyleyse insan yediğine bir baksın (nasıl meydana geliyor)! 25- Biz suyu bolca akıtırız. 26- Sonra yeri iyice yararız. 27- Ve orada tahıllar bitiririz, 28- Üzümler ve yoncalar, 29- Zeytinler ve hurmalar, 30- Sık ağaçlı bahçeler, 31- Meyveler ve çayırlar da. 32- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

11. “Hayır! Çünkü o bir öğüttür.” Yani gerçek şu ki bu öğüt, Allah’tan gelmiş bir öğüttür. Bununla O’nun kullarına öğüt verilir, Kitabında onların ihtiyaç duydukları şeyleri açıklar ve hakkı batıldan, doğruyu eğriden ayırt eder. 12. Bu, açıklık kazandıktan sonra “artık dileyen onunla öğüt alır” yani gereğince amel eder. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“De ki: O, Rabbinizden gelen haktır. Artık dileyen iman etsin, dileyen kâfir olsun.”(el-Kehf, 18/29) Daha sonra Yüce Allah, bu öğüdün konumunu, büyüklüğünü ve şanının yüceliğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 13-14. “Çok değerli”, değeri ve konumu “son derece yüksek ve tertemiz” zararlardan, şeytanların eline geçmekten yahut onların hırsızlık yolu ile çalmalarından uzak “sahifelerdedir.” 15-16. Kalpleri ve amelleri iyi ve “çok itaatkâr, pek şerefli” hayır ve bereketleri pek çok olan, Allah ile kulları arasında elçilik yapan melekler olan “katip elçilerin elleri ile (yazılmıştır).” Bütün bunlar, Yüce Allah’ın Kitabını korumasının bir neticesidir. Allah, Kitabının Peygambere ulaştırılmasında aracılık eden elçileri; şerefli, güçlü ve kötülüklerden uzak olma özelliğine sahip melekler kılmıştır. Şeytanlara ona karşı bir imkân tanımamıştır. İşte bu, Kitaba iman etmeyi ve onu kabul ile karşılamayı gerektirir. Bununla birlikte insanoğlu küfre sapmakta diretmektedir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
17-19. “Kahrolası o insan!” Allah’ın nimetlerine karşı “ne kadar da nankör!” Hakkı apaçık gördükten sonra hakka karşı ne kadar da inatla direnmektedir! Halbuki onun aslı nedir? O, en zayıf şeyden yaratılmıştır. Allah onu değersiz, hakir bir sudan yarattı. Sonra onu belli bir ölçü ile şekillendirdi. Sonra onu eli ayağı düzgün bir insan haline getirdi. Sonra da iç ve dış güçlerini sapasağlam yaptı. 20. “Sonra da yolu ona kolaylaştırdı.” Dinî ve dünyevî yolları izlemeyi ona kolaylaştırdı. Ona doğru yolu gösterip açıkladı ve o yola iletti. Emir ve yasaklarla da onu sınadı. 21. “Sonra onu öldürüp kabre koydu.” Toprağa defnedilmek ile ona ihsanda, lütufta bulundu. Onu leşleri yerin üzerinde kalan hayvanlar gibi kılmadı. 22-23. “Sonra da dilediği zaman onu diriltecek.” Ölümünden sonra amellerinin karşılığını görmek üzere kabrinden diriltip kaldıracak. İnsanın bütün işlerini tek başına çekip çeviren ve bu şekilde onu aşamadan aşamaya getiren, yalnız Allah’tır. Bunlarda O’na ortak olan hiç kimse yoktur. Bununla birlikte insan, Allah’ın kendisine verdiği emirleri yerine getirmemekte, kendisine farz kıldıklarını edâ etmemektedir. Aksine sürekli kusurlu hareket etmekte ve kendisinden istenenleri yerine getirmek noktasında borçlu bulunmaktadır.
24-25. Daha sonra Yüce Allah, insanı yiyeceği hususunda, pek çok aşamadan tekrar tekrar geçtikten sonra ulaştığı noktaya nasıl geldiği ve Yüce Allah’ın bunları ona nasıl kolaylaştırdığı üzerinde dikkatle düşünmeye çağırmakta ve şöyle buyurmaktadır:“Öyleyse insan yediğine bir baksın. Biz suyu bolca akıtırız.” Yani yeryüzüne çok miktarda yağmur indiririz. 26-27. “Sonra yeri” bitkiler için “iyice yararız ve” Lezzetli yiyeceklerden, arzulanan gıdalardan türlü çeşitli daneler bitiririz. “orada tahıllar bitiririz.” Bu, değişik türleri ile tüm dane ve tahılları kapsar. 28-29. “Üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar.” Faydalarının çokluğu dolayısı ile özellikle bu dördü zikredilmiştir. 30. “Sık ağaçlı” birbirine sarmaş dolaş ağaçları bulunan “bahçeler.” 31. “Meyveler ve çayırlar da” incir, üzüm, şeftali, elma ve benzerlerini; bir de hayvanların ve davarların yedikleri otları bitirdik. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 32. (Bütün bunlar) sizin ve” size Yüce Allah’ın amade kıldığı, sizin için yaratmış olduğu “hayvanlarınızın faydası içindir.” Bu nimetler üzerinde dikkatle düşünen bir kimse, bundan dolayı Rabbine şükretmesi gerektiğini anlar. O’na dönmek, O’na itaate yönelmek, haberlerini tasdik etmek için olanca gayretini ortaya koyar.