Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

8 — Enfâl Suresi (الأنفال) • Ayet 1
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ 1 اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ 2 اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ 3 اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقاًّۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌۚ 4
Meal ve Tefsiri

1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.

(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)
1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi günahlardan alıkoymasıdır. “O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır.” Bu da şöyle olur: Bu buyrukları can kulağı ile dinler ve üzerinde iyice düşünmek için kalplerini uyanık tutarlar. İşte bu da imanlarını artırır. Çünkü iyice düşünmek, kalbin amelleri arasında yer alır. Diğer taraftan böyle bir dinlemenin, unutmuş olduklarını hatırlamalarını, bilmedikleri şeyleri anlamlarını sağlaması ya da kalplerinde hayra karşı bir istek, Rablerinin lütuf ve ihsanına gerçek bir özlem uyandırması yahut da Allah’ın cezalarından korkmalarını ve masiyetlerden çekinmelerini sağlaması kaçınılmazdır. İşte bütün bunlar da imanı artıran hususlardandır. “Ve ancak” hiçbir ortağı bulunmayan “Rab’lerine tevekkül ederler.” Yani menfaatlerini gerçekleştirmek, dinî ve dünyevî zararları önlemek hususunda Rab’lerine yürekten güvenip dayanırlar. Yüce Allah’ın, bu arzularını gerçekleştireceğine inanırlar. Tevekkül, amellere sevkeden bir güçtür. Ameller de tevekkül olmaksızın meydana gelmeyeceği gibi kemale de erişemez.
3. “Onlar” farz olsun, nafile olsun “namazı” hem zahirî amelleriyle hem namazın ruhunu ve özünü oluşturan kalp huzuru gibi batıni amelleri ile “dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Zekât, keffaretler, zevcelerin, yakın akrabanın ve kölelerin nafakalarının temini gibi farz olan infakları da bütün hayır yollarında tasaddukta bulunmak gibi müstehab olan infakları da yerine getirirler.
4. “İşte onlar” bu niteliklere sahip olanlar “gerçek mü’minlerin ta kendileridir.” Çünkü bunlar batınî ameller ile zahirî amelleri, ilim ve ameli, Allah’ın hakları ile kulların haklarını bir arada ifa ederek İslâm’ı ve imanı da bir arada gerçekleştirmiş kimselerdir. Yüce Allah kalbî amelleri daha önce zikretmiştir. Çünkü onlar, azaların amellerinin temelini teşkil ederler ve onlardan daha faziletlidirler. Bu buyruklarda imanın artıp eksildiğine delil vardır. İman itaatlerin işlenmesi ile arttığı gibi onların aksinin yapılması ile de eksilir. Diğer taraftan kulun, her zaman için imanını gözden geçirmesi ve onu artırması gerekir. Bunu öncelikle sağlayan şey ise Yüce Allah’ın Kitabı üzerinde dikkatle düşünmek ve anlamlarını tefekkür etmektir. Daha sonra Yüce Allah gerçek mü’minlerin mükâfatını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar için Rab’leri katında dereceler” yani amellerinin üstünlüğüne uygun olan yüksek dereceler, günahları için de “mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.” Bu ise Yüce Allah’ın lütuf ve ihsan yurdu olan cennette hazırlamış olduğu, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından bile geçmeyen nimetlerdir. Bu da iman bakımından onların derecesine ulaşamayan kimselerin, cennete girmekle birlikte Allah’ın mükemmel lütuf ve ihsanından onlaırn nail oldukları mükâfaatlara nail olamayacağına delildir.

Yüce Allah bu büyük ve mübarek gazveye dair açıklamalarda bulunmadan önce mü’minlerin yerine getirmekle yükümlü oldukları birtakım nitelikleri söz konusu etmektedir. Çünkü bunları gerçekleştiren kimsenin hali istikamet bulur ve amelleri de -ki bunların en büyüklerinden birisi Allah yolunda cihaddır- salih olur.