1- Yemin olsun bu beldeye, 2- Ki sen de bu beldede bulunmaktasın; 3- Babaya ve soyundan gelenlere de yemin olsun ki, 4- Biz insanı (karşı karşıya kalacağı birçok) zorluk içinde yarattık. 5- O, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? 6- “Ben, yığınla mal tükettim.” diyor. 7- Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor? 8- Biz ona iki göz vermedik mi? 9- Bir dil ve iki de dudak? 10- Ona her iki yolu da gösterdik. 11- Fakat o, zorluğu göğüsleyip sarp yokuşu aşamadı. 12- O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 13- O, bir köleyi/esiri azat etmektir, 14- Yahut açlık gününde yemek yedirmektir; 15- Akrabalık bağı olan bir yetime, 16- Yahut da toprağa sarılmış bir yoksula. 17- Bir de iman edenlerden ve birbirlerine hem sabrı hem de merhameti tavsiye edenlerden olmaktır. 18- İşte onlar, amel defterleri sağdan verilecek olanlardır. 19- Âyetlerimizi inkar edenlere gelince onlar, amel defterleri soldan verilecek olanlardır. 20- Onlara kapıları sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.
(Mekke’de inmiştir. 20 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1-2. Yüce Allah, güvenilir beldeye yani kayıtsız ve şartsız olarak beldelerin en faziletlisi -özellikle de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in o beldede bulunduğu dönemde- olan Mekke-i Mükerreme’ye yemin etmektedir. 3. “Babaya ve soyundan gelenlere ki” yani Âdem’e ve onun soyundan gelenlere…
4. Hakkında yemin edilen konu ise şudur:“Biz insanı (karşı karşıya kalacağı birçok) zorluk içinde yarattık.” Bundan kastın insanın karşı karşıya kaldığı dünya hayatındaki zorluklar, berzah/kabir alemindeki zorluklar ve şahitlerin ayağa dikileceği kıyamet günündeki zorluklar olma ihtimali vardır. Öyleyse insanın bu gibi zorluk ve sıkıntılardan kendisini rahata kavuşturacak, ebedi sevinç ve sürûra gark edecek türden amellerde bulunması gerekir. Böyle yapmazsa o, ebedi azabın sıkıntıları ile karşı karşıya kalır. Anlamın şu şekilde olma ihtimali de vardır: Andolsun biz, insanı tasarrufta bulunabilecek, zorlu işleri yapabilecek şekilde, en güzel ölçülerde ve en mükemmel bir hilkate sahip olarak yarattık. Bununla birlikte o, bu pek büyük nimet dolayısı ile Yüce Allah’a şükretmez; aksine sağlık ve esenliğinden ötürü azgınlaşır, yaratıcısına karşı başkaldırır. Bu halinin devam edeceğini, bu tasarruf yetki ve imkânının sonunun gelmeyeceğini sanması, cahillik ve zulüm olarak ona yeter. Bundan dolayı Allah devamla şöyle buyurmaktadır: 5-6. “O, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?” Nefsî arzuları uğrunda harcamış olduğu mallar dolayısı ile övünüp şımararak azgınlaşıyor mu? Çünkü o: “Ben, yığınla mal tükettim.” Üst üste yığılmış pek çok mal harcadım, “diyor.” Yüce Allah, nefsi arzular ve masiyetler uğrunda harcanan mallar hakkında: “tüketmek/yok etmek” tabirini kullanmıştır. Çünkü bu tür yollarda malını tüketen kimse, bu harcamasından pişmanlık, yorgunluk ve kıtlıktan başka bir fayda sağlamaz. Allah’ın rızası uğrunda ve hayır yolunda malını infak eden kimse ise onun gibi değildir. Çünkü malını bu uğurda infak eden kimse, Allah ile ticaret yapmış olur ve harcadığının kat kat fazlasını kâr olarak elde eder. 7. Yüce Allah, devamla arzu ve şehvetleri uğrunda yaptığı harcamalarla böbürlenip övünenleri tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?” Bu yaptıkları ile Allah’ın kendisini görmediğini, küçük ve büyük işleri dolayısı ile kendisini hesaba çekmeyeceğini mi sanır? Aksine Allah, onu görmektedir. Amellerini tek tek kaydetmektedir. Ona Kiramen Kâtibîn’i hayır ve şer türünden yapmış olduğu her bir işi yazmak üzere görevlendirmiş bulunmaktadır.
8-9. Daha sonra Allah, insanın üzerindeki nimetleri sayarak ona itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Biz ona iki göz vermedik mi? Bir dil ve iki de dudak?” Güzelliği, görmesi ve konuşması için ona bunları vermedik mi? Bunların dışında bu azaların yaşam için zorunlu daha pek çok faydaları vardır. Bunlar hep dünya nimetleridir. 10. Daha sonra din nimeti hakkında da şöyle buyurmaktadır:“Ona her iki yolu da gösterdik.” Hayır ve şer yollarını gösterdik. Ona neyin hidâyet, neyin sapıklık olduğunu, neyin hak, neyin batıl olduğunu açıkladık. İşte bu, pek büyük lütuflar, kulun Allah’ın haklarını yerine getirmesini, nimetlerine karşılık O’na şükretmesini ve bu güçlerini Allah’a isyanda kullanmamasını gerektirir. Fakat insan, bu şekilde davranmıyor.
11. “Fakat o, zorluğu göğüsleyip sarp yokuşu aşamadı.” Hevâsına tabi olduğundan dolayı bu yokuşu tırmanmaya, onu geçip aşmaya kalkışmadı. Bu yokuş ona çok zor geldi. Daha sonra Allah, bu yokuşun mahiyetini şu buyrukları ile açıklamaktadır:
12-13. “O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? O, bir köleyi/esiri azat etmektir.” Köleyi kölelikten kurtarmak yahut sahibi ile yaptığı sözleşmenin gereği olan bedeli ödeme konusunda ona yardımcı olmaktır. Kâfirlerin elinde bulunan bir esiri kurtarmak ise öncelikli olarak söz konusudur. 14-16. “Yahut” ileri derecede bir “açlık gününde” insanların yemeğe çokça muhtaç oldukları bir zamanda “yemek yedirmektir. Akrabalık bağı olan bir yetime” hem yetim hem de akrabalık sıfatını kendisinde taşıyana; “yahut da toprağa sarılmış” ihtiyaçtan ve çaresizlikten yere düşüp toprağa yapışmış olan “bir yoksula”;
17. “Bir de iman edenlerden” yani iman edilmesi gereken şeylere kalpleri ile inanıp azaları ile de farz ya da müstehap olan söz ve fiiller türünden salih amelleri işleyenlerden; “birbirlerine hem sabrı” Allah’a itaat üzere, O’nun masiyetinden kaçınmak üzere ve elemli takdirlerine katlanmak üzere sabretmeyi, sabrı gönül hoşluğu ve huzurlu bir kalp ile eksiksiz olarak yerine getirmeyi tavsiye edenlerden; “hem de merhameti” insanların muhtaç olanlarına bir şeyler vermek, cahillerine öğretmek, bütün yönleri ile muhtaç oldukları şeyleri gerçekleştirmeye çalışmak, dinî ve dünyevî menfaatleri uğrunda onlara yardımcı olmak, kendisi için sevdiği şeyleri onlar için sevmek, kendisi için hoşlanmadığı şeylerden de onlar adına hoşlanmamak suretiyle merhametli olmayı “tavsiye edenlerden olmaktır.”
18. “İşte onlar” bu niteliklere sahip olup bu sarp yokuşu tırmanmaya Allah’ın muvaffak ettiği kimseler “amel defterleri sağdan verilecek olanlardır.” Çünkü bunlar, hem Allah’ın emretmiş olduğu haklarını hem de kulların haklarını eksiksiz olarak yerine getirdikleri gibi O’nun yasakladıklarını da terk etmişlerdir. İşte mutluluğun adresi ve alâmeti de budur.
19-20. “Âyetlerimizi” bütün bu emirleri arkalarına atarak, Allah’ı tasdik etmeyerek, O’na iman etmeyerek, salih amel işlemeyerek ve Allah’ın kullarına merhamet etmeyerek “inkar edenlere gelince onlar, amel defterleri soldan verilecek olanlardır. Onlara kapıları sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.” Onlar açılmasın diye kapılarının arka tarafından alabildiğine uzatılmış direkler konarak kapatılmış ve kilitlenmiş bir ateş içerisinde olacaklardır. Böylelikle darlık, keder, zorluk ve sıkıntı içerisinde kalacaklardır.
Beled Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, Allah’a mahsustur.
***