30- Yahudiler:“Uzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar da:“(İsa) Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri sözleridir ki o, daha önceki kâfirlerin sözlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar? 31- Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve râhiplerini rabler edindiler, bir de Meryem oğlu Mesih’i... Halbuki sadece bir tek ilâha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Zira O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. O, onların ortak koşmalarından münezzehtir. 32- Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Kâfirler hoşlanmasa bile. 33- O dini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü hidâyet ve hak din ile gönderen O’dur. Müşrikler hoşlanmasa bile.
30. Yüce Allah, Kitap Ehli ile savaşma emrini verdikten sonra, mü’minlerin Rableri ve dinleri için gayrete gelerek onlarla savaşmalarını ve bu hususta bütün güç ve takatlerini ortaya koymalarını sağlamak için onların çirkin sözlerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Yahudiler: Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler.” Bu söz, her ne kadar onların tümünün söyledikleri bir söz değilse de onların bir kesimi bunu söylemişlerdir. Bu, yahudilerin Allah’a karşı oldukça küstah bir ifade olan bu sözü söyleyerek O’nun azamet ve celaline halel düşürecek bir noktaya varacak kadar kötü ve şerli olduklarını göstermektedir. Denildiğine göre onların Uzeyr’in Allah’ın oğlu olduğu iddiasında bulunmalarının sebebi şudur: Krallar, İsrailoğullarına musallat olup onları darmadağın ettiler ve Tevrat’ı bilenleri de öldürdüler. Bundan sonra İsrailoğulları Uzeyr’in, Tevrat’ın tamamını ya da büyük bir bölümünü ezbere bildiğini gördüler. O, Tevrat’ı onlara ezberinden okudu, onlar da okuduklarını yazdılar. Bunun üzerine onun hakkında bu çirkin iddiada bulundular. “Hristiyanlar da: Mesih” Meryem oğlu İsa “Allah’ın oğludur, dediler.” Yüce Allah bu sözlere karşılık olarak şöyle buyurmaktadır: Onların söyledikleri “bu” sözler “onların ağızlarında geveledikleri sözleridir ki” buna dair herhangi bir delil ve bir belge ortaya koyamamaktadırlar. Ne söylediğine aldırış etmeyen kimselerin söyledikleri sözler de garip karşılanmaz. Çünkü bu gibi kimselerin, kendilerini istediklerini söylemekten alıkoyacak ne dini duyguları ne de akılları yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Onların bu sözleri “daha önceki kâfirlerin sözlerine” yani “Melekler Allah’ın kızlarıdır” diyen müşriklerin sözlerine “benziyor”, böylelikle onların kalpleri birbirine benzediği gibi bu sözleri de batıl oluş açısından birbirini andırmaktadır. “Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar?” Yani onlar nasıl olur da bu apaçık olan haktan apaçık batıl olan sözlere döndürülüyor ve saptırılıyorlar?
31. Azıcık düşünme ve akıl yormanın bile batıl olduğunu gösterdiği bu türden bir iddiada bulunmak, sayıca çok ve büyük bir ümmet için garip karşılansa da böyle bir iddiada bulunmalarının bir sebebi vardır. O da şudur:“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını” alimlerini “ve râhiplerini” yani kendilerini her şeyden soyutlayarak ibadete vermiş abidlerini “rabler edindiler.” Âlim ve rahiplerini rabler edinmeleri şöyle olmuştu: Bu âlim ve rahipler, Allah’ın haram kıldığı bir şeyi onlara helâl kıldığı zaman onlar onu helâl sayıyorlardı; Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi haram kıldıkları zaman da onu haram kabul ediyorlardı. Âlim ve rahipleri, peygamberlerin dinine aykırı olan birtakım sözler söyleyip hükümler koyunca onlar bu hususlarda onlara uyuyorlardı. Aynı şekilde onlar hocaları, şeyhleri ve kendilerini ibadete vermiş olan abidleri hususunda aşarılığa kaçıyor, onları tazim ediyor, kabirlerini Allah’ın dışında ibadet edilen, kurban kesilen, kendilerine dua edilip yardım istenen putlar haline getiriyorlardı. “bir de Meryem oğlu Mesih’i...” Meryem oğlu Mesih’i ise Allah’ın dışında bir ilah edinmişlerdi. Ancak onlar bu hususta Allah’ın peygamberleri vasıtası ile kendilerine vermiş olduğu emirlere muhalefet ediyorlardı. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Halbuki sadece bir tek ilâha ibadet etmekle emrolunmuşlardı.” Böylelikle ibadet ve itaatlerini yalnızca O’na halis kılmak, sevgi ve duaları ile yalnızca O’na yönelip boyun eğmekle emrolunmuşlardı. Onlar ise Allah’ın emrini bir kenara bırakarak, O’na hakkında herhangi bir delil indirmediği şeyleri ortak koştular. “O, onların ortak koşmalarından münezzehtir.” yücedir, mukaddestir. O’nun azameti, onların şirklerinden de iftiralarından da çok çok yücedir. Çünkü onlar, bu hususlarda Allah’ın şanına yakışmayan, celâline yaraşmayan niteliklerle O’nu vasfediyorlar. Halbuki Yüce Allah hem sıfatlarında hem de fiillerinde kemal derecesindeki kudsiyetine aykırı düşen ve kendisine nispet edilen her türlü noksanlıktan yüce ve münezzehtir.
32. Onların iddialarına dâir herhangi bir delilleri bulunmadığı, itikadî bir esas olarak kabul ettikleri bu hususa dâir herhangi bir belgelerinin olmadığı; aksine iddialarının yalnızca geveledikleri bir söz ve uydurdukları bir iftira olduğu ortaya çıktığından dolayı Yüce Allah, onların bu durumunun nedenini şöyle haber vermektedir: Onlar bu yaptıklarıyla “Allah’ın nurunu” peygamberlerle gönderdiği ve kitaplarında indirdiği dinini “ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.” Yüce Allah’ın dinine “nur” adını vermesi, cehaletin ve batıl dinlerin karanlıklarında onunla aydınlanılmasından dolayıdır. Çünkü Allah’ın dini, hakkı bilmek ve o hak gereğince amel etmektir. Onun dışındaki her şey bunun zıddınadır. İşte yahudiler, hristiyanlar ve onların benzeri olan diğer müşrikler, Allah’ın nurunu asla delillendirilemeyecek türden asılsız sözlerle söndürmek istemektedirler. “Halbuki Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz.” Çünkü o, bütün insanlar söndürmek üzere bir araya gelecek olsalar dahi söndürmelerine imkân bulunmayan göz kamaştırıcı bir nurdur. O nuru indiren ise bütün kulların idaresini elinde tutan mutlak hakimdir ve O, bu nuru ona kötülük vermek isteyen herkese karşı korumayı taahhüt etmiştir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Halbuki Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Kâfirler hoşlanmasa bile.” buyurmaktadır. Onlar bu nuru geri çevirmek ve söndürmek için bütün imkânlarını ortaya koysalar dahi onların bu çalışıp çabalamalarının hakka en ufak bir zararı olmayacaktır.
33. Daha sonra Yüce Allah, tamamlamayı ve korumayı taahhüt ettiği bu nurun mahiyetini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“O dini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü” faydalı ilmin kendisi olan “hidâyet ve” salih amelin kendisi olan “hak din ile gönderen O’dur.” Allah’ın, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile gönderdiği din; Allah’ın isimleri, sıfatları, fiilleri, hükümleri ve haberleri hususunda hakkı beyânı içerir; kalpler, ruhlar ve bedenler için faydalı olan dinin yalnızca Allah’a halis kılınması, Allah’ı sevip O’na ibadet etmek, ahlâkın üstün değerlerini ve güzel erdemleri, salih amelleri, faydalı adabı emreder; bunun zıddını teşkil eden ve bununla çelişen her türlü kötü ahlakı, kalplere, bedenlere, dünya ve âhirete zarar veren amelleri yasaklar. İşte Yüce Allah, Peygamberini böyle bir hidâyet ve böyle bir hak din ile göndermiştir ve “müşrikler hoşlanmasa bile” onu “bütün dinlere üstün” kılacaktır. Yani bu dini gerek delil ve belge ile gerekse kılıç ve silah gücü ile diğer dinlerin üstüne çıkaracaktır. Müşrikler isterse bundan hoşlanmasınlar, isterse bu dine karşı her türlü engeli çıkarsınlar, hile ve tuzaklarını ortaya koysunlar. Hiç şüphesiz hile ve tuzaklar, ancak onları ortaya koyanlara zarar verir. Yüce Allah’ın vaadinin gerçekleşmesi muhakkaktır. O, taahhüdünü mutlaka yerine getirir.