Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

9 — Tevbe Suresi (التوبة) • Ayet 36
اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْراً ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا ف۪يهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِك۪ينَ كَٓافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَٓافَّةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ 36
Meal ve Tefsiri

36- Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre Allah katında ayların sayısı, on ikidir. Bunlardan dördü haram aydır. İşte dosdoğru din budur. O halde bu aylarda nefislerinize zulmetmeyin. Bununla beraber müşrikler sizinle nasıl topluca savaşıyorlarsa siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.

36. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı” ve onların gecelerini, gündüzlerini vücuda getirip vakitlerinin miktarlarını tayin ettiği “günkü yazısına” yani O’nun kaderi hükmüne “göre Allah katında” yani Allah’ın kaza ve kaderinde “ayların sayısı, on ikidir.” Allah, bu ayları bildiğimiz bu on iki ay şeklinde taksim etmiştir. “Bunlardan dördü haram aydır” Bunlar, arkasında başka bir haram ay gelmeyen Receb ile arka arkaya gelen Zülkade, Zülhicce ve Muharrem aylarıdır. Bunlara “haram” niteliğinin verilmesi, hürmet ve saygınlıklarının fazla oluşu ve bu aylarda savaşmanın haram kılınmasındandır. “İşte dosdoğru din budur. O halde bu aylarda nefislerinize zulmetmeyin.” Bu ayların zikri geçen “on iki ay” olması muhtemeldir. Buna göre Allah, bu ayları kulları için süreler olarak takdir etmiş, Allah'a itaat ile şenlendirilmesi ve kulların maslahatı için onları takdir etmesi şeklindeki bu lütuf ve ihsanına karşılık O’na şükredilmesi gerektiğini bildirmiş olmaktadır. O halde bu aylarda kendinize zulmetmekten sakınmalısınız, denmektedir. Bu aylardan kastın “dört haram ay” olması da mümkündür. Buna göre her zaman yasak kılınmış olmasına rağmen zulmün özellikle bu aylarda yasak kılınması, bu ayların hürmetlerinin daha bir ileri ve bu aylardaki zulmün de diğer aylara göre daha ağır olması dolayısı iledir. Bu aylarda savaşın haram kılındığına dair gelen umum naslarla amel edip bu haramlığın nesholmadığını söyleyenlerin görüşlerine göre bu aylarda savaştan kaçınılmaması da bu zulme dahildir. Bununla beraber kimi alimler, bu aylarda savaşın haram olduğu yönündeki hükmün nesholduğunu söylemişlerdir. Onlar bu kanaatlerine Yüce Allah’ın şu buyruğu ile benzeri umum buyrukları delil gösterirler:“Bununla beraber müşrikler sizinle nasıl topluca savaşıyorlarsa siz de onlarla topluca savaşın” yani her türlü müşrikle, alemlerin Rabbine küfreden her türlü kâfirle savaşın. Bu konuda kimileri ile savaşırken kimileri ile savaşmamak gibi bir yol izlemeyin. Aksine onların hepsi size karşı düşman oldukları gibi siz de onların hepsini düşman bilin. Çünkü onlar bütün iman ehlini kendilerine düşman bellemişlerdir. Onlara ellerinden gelen her türlü kötülüğü yapmaktan geri kalmazlar. “Topluca” anlamındaki (كَآفَّةٗ ) kelimesinin, (“savaşın” anlamındaki (وَقَٰتِلُواْ ) kelimesinin faili olan “vav”) çoğul zamirinden hal olması ihtimali de vardır. Bu durumda buyruğun anlamı (mealde de esas alındığı üzere) hep birlikte, topluca müşriklerle savaşın, demek olur. Buna göre bütün mü’minlerin savaşa katılmaları farz olur. Bu anlama gelme ihtimaline göre bu buyruk, Yüce Allah’ın: “Mü’minlerin topluca savaşa çıkmaları doğru değildir”(et-Tevbe, 9/122) buyruğu ile neshedilmiş olur. “Bilin ki Allah” yardımı, zaferi ve desteği ile “takva sahipleriyle beraberdir.” O halde gizli hallerinizde de alenî hallerde de takvalı olmaya, O’na itaatle amel etmeye bütün gücünüzle gayret etmelisiniz. Bilhassa kâfirlerle savaşırken… Çünkü böyle bir durumda mü’min bir kimsenin savaşçı düşman kâfirlerle ilişkilerinde takvâyı terk etme ihtimali vardır.