Kelime Haritası
من
İşlevleri
Bu edat Kur'an'da 3 farklı görevde kullanılıyor.
2.323ayette
3.447kez geçiyor
98/114surede
Mekkî / Medenî
Mekkî %60 · Medenî %40
İlk inen ayet
Alak 2
Kalıplaşmış ifadeler
Bu edatla birlikte en sık geçen kelime dizileri. Tıklayınca ifadenin geçtiği bütün ayetler aranır.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
2323 ayet
قُلْ
اِنَّ
رَبّ۪ي
يَبْسُطُ
الرِّزْقَ
لِمَنْ
يَشَٓاءُ
مِنْ
عِبَادِه۪
وَيَقْدِرُ
لَهُۜ
وَمَٓا
اَنْفَقْتُمْ
مِنْ
شَيْءٍ
فَهُوَ
يُخْلِفُهُۚ
وَهُوَ
خَيْرُ
الرَّازِق۪ينَ
De ki: «Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarfettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır.»[39]
قَالُوا
سُبْحَانَكَ
اَنْتَ
وَلِيُّنَا
مِنْ
دُونِهِمْۚ
بَلْ
كَانُوا
يَعْبُدُونَ
الْجِنَّۚ
اَكْثَرُهُمْ
بِهِمْ
مُؤْمِنُونَ
Melekler: «Haşa, bizim dostumuz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı» derler.[41]
وَمَٓا
اٰتَيْنَاهُمْ
مِنْ
كُتُبٍ
يَدْرُسُونَهَا
وَمَٓا
اَرْسَلْنَٓا
اِلَيْهِمْ
قَبْلَكَ
مِنْ
نَذ۪يرٍۜ
Oysa Biz, onlara okuyacakları bir kitap vermemiş ve senden önce de onlara bir uyarıcı göndermemiştik.[44]
وَكَذَّبَ
الَّذ۪ينَ
مِنْ
قَبْلِهِمْۙ
وَمَا
بَلَغُوا
مِعْشَارَ
مَٓا
اٰتَيْنَاهُمْ
فَكَذَّبُوا
رُسُل۪ي۠
فَكَيْفَ
كَانَ
نَك۪يرِ۟
Kendilerinden önce gelenleri de yalanlamışlardı; oysa bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişememişlerdi. Böyleyken peygamberlerimizi yalanladılar; Beni inkar etmek nasıl olur?[45]
قُلْ
اِنَّـمَٓا
اَعِظُـكُمْ
بِوَاحِدَةٍۚ
اَنْ
تَقُومُوا
لِلّٰهِ
مَثْنٰى
وَفُرَادٰى
ثُمَّ
تَتَفَكَّرُوا۠
مَا
بِصَاحِبِكُمْ
مِنْ
جِنَّةٍۜ
اِنْ
هُوَ
اِلَّا
نَذ۪يرٌ
لَكُمْ
بَيْنَ
يَدَيْ
عَذَابٍ
شَد۪يدٍ
De ki: «Size tek bir öğüdüm vardır: Allah için ikişer ikişer ve tek tek kalkınız, sonra düşününüz, göreceksiniz ki arkadaşınızda bir delilik yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır.»[46]
قُلْ
مَا
سَاَلْتُكُمْ
مِنْ
اَجْرٍ
فَهُوَ
لَكُمْۜ
اِنْ
اَجْرِيَ
اِلَّا
عَلَى
اللّٰهِۚ
وَهُوَ
عَلٰى
كُلِّ
شَيْءٍ
شَه۪يدٌ
De ki: «Ben sizden bir ücret istersem, o sizin olsun; benim ecrim Allah’a aittir. O her şeye şahiddir.»[47]
وَلَوْ
تَرٰٓى
اِذْ
فَزِعُوا
فَلَا
فَوْتَ
وَاُخِذُوا
مِنْ
مَكَانٍ
قَر۪يبٍۙ
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, «Allah’a inandık» derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?[51-52]
وَقَالُٓوا
اٰمَنَّا
بِه۪ۚ
وَاَنّٰى
لَهُمُ
التَّنَاوُشُ
مِنْ
مَكَانٍ
بَع۪يدٍۚ
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, «Allah’a inandık» derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?[51-52]
وَقَدْ
كَفَرُوا
بِه۪
مِنْ
قَبْلُۚ
وَيَقْذِفُونَ
بِالْغَيْبِ
مِنْ
مَكَانٍ
بَع۪يدٍ
Oysa onu daha önce inkar etmişler, uzak bir yer olan dünyadan görünmeyene dil uzatmışlardı.[53]
وَح۪يلَ
بَيْنَهُمْ
وَبَيْنَ
مَا
يَشْتَهُونَ
كَمَا
فُعِلَ
بِاَشْيَاعِهِمْ
مِنْ
قَبْلُۜ
اِنَّهُمْ
كَانُوا
ف۪ي
شَكٍّ
مُر۪يبٍ
Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler.[54]
مَا
يَفْتَحِ
اللّٰهُ
لِلنَّاسِ
مِنْ
رَحْمَةٍ
فَلَا
مُمْسِكَ
لَهَاۚ
وَمَا
يُمْسِكْۙ
فَلَا
مُرْسِلَ
لَهُ
مِنْ
بَعْدِه۪ۜ
وَهُوَ
الْعَز۪يزُ
الْحَك۪يمُ
Allah’ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O’nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü’dür, Hakim’dir.[2]
يَٓا اَيُّهَا
النَّاسُ
اذْكُرُوا
نِعْمَتَ
اللّٰهِ
عَلَيْكُمْۜ
هَلْ
مِنْ
خَالِقٍ
غَيْرُ
اللّٰهِ
يَرْزُقُكُمْ
مِنَ
السَّمَٓاءِ
وَالْاَرْضِۜ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّا
هُوَۘ
فَاَنّٰى
تُؤْفَكُونَ
Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratan var mıdır? O’ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?[3]
وَاِنْ
يُكَذِّبُوكَ
فَقَدْ
كُذِّبَتْ
رُسُلٌ
مِنْ
قَبْلِكَۜ
وَاِلَى
اللّٰهِ
تُرْجَعُ
الْاُمُورُ
Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah’ a döndürülür.[4]
اِنَّ
الشَّيْطَانَ
لَكُمْ
عَدُوٌّ
فَاتَّخِذُوهُ
عَدُواًّۜ
اِنَّمَا
يَدْعُوا
حِزْبَهُ
لِيَكُونُوا
مِنْ
اَصْحَابِ
السَّع۪يرِۜ
Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.[6]
وَاللّٰهُ
خَلَقَكُمْ
مِنْ
تُرَابٍ
ثُمَّ
مِنْ
نُطْفَةٍ
ثُمَّ
جَعَلَكُمْ
اَزْوَاجاًۜ
وَمَا
تَحْمِلُ
مِنْ
اُنْثٰى
وَلَا
تَضَعُ
اِلَّا
بِعِلْمِه۪ۜ
وَمَا
يُعَمَّرُ
مِنْ
مُعَمَّرٍ
وَلَا
يُنْقَصُ
مِنْ
عُمُرِه۪ٓ
اِلَّا
ف۪ي
كِتَابٍۜ
اِنَّ
ذٰلِكَ
عَلَى
اللّٰهِ
يَس۪يرٌ
Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O’nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap’dadır. Doğrusu bu Allah’a kolaydır.[11]
وَمَا
يَسْتَوِي
الْبَحْرَانِۗ
هٰذَا
عَذْبٌ
فُرَاتٌ
سَٓائِـغٌ
شَرَابُهُ
وَهٰذَا
مِلْحٌ
اُجَاجٌۜ
وَمِنْ
كُلٍّ
تَأْكُلُونَ
لَحْماً
طَرِياًّ
وَتَسْتَخْرِجُونَ
حِلْيَةً
تَلْبَسُونَهَاۚ
وَتَرَى
الْفُلْكَ
ف۪يهِ
مَوَاخِرَ
لِتَبْتَغُوا
مِنْ
فَضْلِه۪
وَلَعَلَّكُمْ
تَشْكُرُونَ
İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah’ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.[12]
يُولِجُ
الَّيْلَ
فِي
النَّهَارِ
وَيُولِجُ
النَّهَارَ
فِي
الَّيْلِۙ
وَسَخَّرَ
الشَّمْسَ
وَالْقَمَرَۘ
كُلٌّ
يَجْر۪ي
لِاَجَلٍ
مُسَمًّىۜ
ذٰلِكُمُ
اللّٰهُ
رَبُّكُمْ
لَهُ
الْمُلْكُۜ
وَالَّذ۪ينَ
تَدْعُونَ
مِنْ
دُونِه۪
مَا
يَمْلِكُونَ
مِنْ
قِطْم۪يرٍۜ
Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah’tır, hükümranlık O’nundur. O’nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.[13]
وَلَا
تَزِرُ
وَازِرَةٌ
وِزْرَ
اُخْرٰىۜ
وَاِنْ
تَدْعُ
مُثْقَلَةٌ
اِلٰى
حِمْلِهَا
لَا
يُحْمَلْ
مِنْهُ
شَيْءٌ
وَلَوْ
كَانَ
ذَا
قُرْبٰىۜ
اِنَّمَا
تُنْذِرُ
الَّذ۪ينَ
يَخْشَوْنَ
رَبَّهُمْ
بِالْغَيْبِ
وَاَقَامُوا
الصَّلٰوةَۜ
وَمَنْ
تَزَكّٰى
فَاِنَّمَا
يَتَزَكّٰى
لِنَفْسِه۪ۜ
وَاِلَى
اللّٰهِ
الْمَص۪يرُ
Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah’adır.[18]
اِنَّٓا
اَرْسَلْنَاكَ
بِالْحَقِّ
بَش۪يراً
وَنَذ۪يراًۜ
وَاِنْ
مِنْ
اُمَّةٍ
اِلَّا
خَلَا
ف۪يهَا
نَذ۪يرٌ
Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.[24]
وَاِنْ
يُكَذِّبُوكَ
فَقَدْ
كَذَّبَ
الَّذ۪ينَ
مِنْ
قَبْلِهِمْۚ
جَٓاءَتْهُمْ
رُسُلُهُمْ
بِالْبَيِّنَاتِ
وَبِالزُّبُرِ
وَبِالْكِتَابِ
الْمُن۪يرِ
Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.[25]
Yükleniyor...