ب د و
29ayette
31kez geçiyor
16/114surede
12farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %42 · Medenî %58
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
A’râf 20
39. inen sure
En çok geçtiği sure
Bakara
3 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
| Kelime | Tür | Vezin | Anlam | Adet |
|---|---|---|---|---|
| تُبْدُوا | İfal Babı | تُفْعِلُوا | Açığa çıkarırsınız | 9 |
| وَبَدَا | Feale-Yefalu | وَفَعَلَ | Açığa çıktı | 6 |
| بَدَتِ | Feale-Yefalu | فَعَلَتِ | Açığa çıktı | 3 |
| يُبْد۪ينَ | İfal Babı | يُفْعِلْنَ | Açığa çıkarırlar | 3 |
| يُبْدُونَ | İfal Babı | يُفْعِلُونَ | Açığa çıkarırlar | 2 |
| تُبْدَ | Feale-Yefalu | تُفْعَلْ | Açığa çıkarılır | 2 |
| بَادِيَ | İsim | فَاعِلَ | Çölde olan | 1 |
| الْبَدْوِ | İsim | الْفَعْلِ | Çöl | 1 |
| وَالْبَادِۜ | İsim | وَالْفَاعِلُ | Ve çölde olan | 1 |
| لَتُبْد۪ي | İfal Babı | لَتُفْعِلُ | Açığa çıkarır | 1 |
| بَادُونَ | İsim | فَاعِلُونَ | Çölde olanlar | 1 |
| مُبْد۪يهِ | İsim | مُفْعِلُهُ | Onu açığa çıkaran | 1 |
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
+ ش ي أ ile birlikte ✕ Süzgeci kaldır
8 ayet
لِلّٰهِ
مَا
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَمَا
فِي
الْاَرْضِۜ
وَاِنْ
تُبْدُوا
مَا
ف۪ٓي
اَنْفُسِكُمْ
اَوْ
تُخْفُوهُ
يُحَاسِبْكُمْ
بِهِ
اللّٰهُۜ
فَيَغْفِرُ
لِمَنْ
يَشَٓاءُ
وَيُعَذِّبُ
مَنْ
يَشَٓاءُۜ
وَاللّٰهُ
عَلٰى
كُلِّ
شَيْءٍ
قَد۪يرٌ
Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir’dir.[284]
قُلْ
اِنْ
تُخْفُوا
مَا
ف۪ي
صُدُورِكُمْ
اَوْ
تُبْدُوهُ
يَعْلَمْهُ
اللّٰهُۜ
وَيَعْلَمُ
مَا
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَمَا
فِي
الْاَرْضِۜ
وَاللّٰهُ
عَلٰى
كُلِّ
شَيْءٍ
قَد۪يرٌ
De ki: «İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir’dir».[29]
ثُمَّ
اَنْزَلَ
عَلَيْكُمْ
مِنْ
بَعْدِ
الْغَمِّ
اَمَنَةً
نُعَاساً
يَغْشٰى
طَٓائِفَةً
مِنْكُمْۙ
وَطَٓائِفَةٌ
قَدْ
اَهَمَّتْهُمْ
اَنْفُسُهُمْ
يَظُنُّونَ
بِاللّٰهِ
غَيْرَ
الْحَقِّ
ظَنَّ
الْجَاهِلِيَّةِۜ
يَقُولُونَ
هَلْ
لَنَا
مِنَ
الْاَمْرِ
مِنْ
شَيْءٍۜ
قُلْ
اِنَّ
الْاَمْرَ
كُلَّهُ
لِلّٰهِۜ
يُخْفُونَ
ف۪ٓي
اَنْفُسِهِمْ
مَا
لَا
يُبْدُونَ
لَكَۜ
يَقُولُونَ
لَوْ
كَانَ
لَنَا
مِنَ
الْاَمْرِ
شَيْءٌ
مَا
قُتِلْنَا
هٰهُنَاۜ
قُلْ
لَوْ
كُنْتُمْ
ف۪ي
بُيُوتِكُمْ
لَبَرَزَ
الَّذ۪ينَ
كُتِبَ
عَلَيْهِمُ
الْقَتْلُ
اِلٰى
مَضَاجِعِهِمْۚ
وَلِيَبْتَلِيَ
اللّٰهُ
مَا
ف۪ي
صُدُورِكُمْ
وَلِيُمَحِّصَ
مَا
ف۪ي
قُلُوبِكُمْۜ
وَاللّٰهُ
عَل۪يمٌ
بِذَاتِ
الصُّدُورِ
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. «Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?» diyorlardı; De ki: «Buyruğun hepsi Allah’ındır». Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. «Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik» diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah’ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.[154]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
لَا
تَسْـَٔلُوا
عَنْ
اَشْيَٓاءَ
اِنْ
تُبْدَ
لَكُمْ
تَسُؤْكُمْۚ
وَاِنْ
تَسْـَٔلُوا
عَنْهَا
ح۪ينَ
يُنَزَّلُ
الْقُرْاٰنُ
تُبْدَ
لَكُمْۜ
عَفَا
اللّٰهُ
عَنْهَاۜ
وَاللّٰهُ
غَفُورٌ
حَل۪يمٌ
Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan’dır, Halim’dir.[101]
وَمَا
قَدَرُوا
اللّٰهَ
حَقَّ
قَدْرِه۪ٓ
اِذْ
قَالُوا
مَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
عَلٰى
بَشَرٍ
مِنْ
شَيْءٍۜ
قُلْ
مَنْ
اَنْزَلَ
الْكِتَابَ
الَّذ۪ي
جَٓاءَ
بِه۪
مُوسٰى
نُوراً
وَهُدًى
لِلنَّاسِ
تَجْعَلُونَهُ
قَرَاط۪يسَ
تُبْدُونَهَا
وَتُخْفُونَ
كَث۪يراًۚ
وَعُلِّمْتُمْ
مَا
لَمْ
تَعْلَمُٓوا
اَنْتُمْ
وَلَٓا
اٰبَٓاؤُ۬كُمْۜ
قُلِ
اللّٰهُۙ
ثُمَّ
ذَرْهُمْ
ف۪ي
خَوْضِهِمْ
يَلْعَبُونَ
«Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir» demekle Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: «Musa’nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitap’ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir.» «Allah» de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar.[91]
وَرَفَعَ
اَبَوَيْهِ
عَلَى
الْعَرْشِ
وَخَرُّوا
لَهُ
سُجَّداًۚ
وَقَالَ
يَٓا اَبَتِ
هٰذَا
تَأْو۪يلُ
رُءْيَايَ
مِنْ
قَبْلُۘ
قَدْ
جَعَلَهَا
رَبّ۪ي
حَقاًّۜ
وَقَدْ
اَحْسَنَ
ب۪ٓي
اِذْ
اَخْرَجَن۪ي
مِنَ
السِّجْنِ
وَجَٓاءَ
بِكُمْ
مِنَ
الْبَدْوِ
مِنْ
بَعْدِ
اَنْ
نَزَغَ
الشَّيْطَانُ
بَيْن۪ي
وَبَيْنَ
اِخْوَت۪يۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
لَط۪يفٌ
لِمَا
يَشَٓاءُۜ
اِنَّهُ
هُوَ
الْعَل۪يمُ
الْحَك۪يمُ
Ana babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun önünde (Allah’a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: «Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkardır, O şüphesiz bilendir, Hakim’dir» dedi.[100]
اِنْ
تُبْدُوا
شَيْـٔاً
اَوْ
تُخْفُوهُ
فَاِنَّ
اللّٰهَ
كَانَ
بِكُلِّ
شَيْءٍ
عَل۪يماً
Bir şeyi açıklasanız de gizleseniz de Allah şüphesiz hepsini bilir.[54]
قَدْ
كَانَتْ
لَكُمْ
اُسْوَةٌ
حَسَنَةٌ
ف۪ٓي
اِبْرٰه۪يمَ
وَالَّذ۪ينَ
مَعَهُۚ
اِذْ
قَالُوا
لِقَوْمِهِمْ
اِنَّا
بُرَءٰٓؤُ۬ا
مِنْكُمْ
وَمِمَّا
تَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِۘ
كَفَرْنَا
بِكُمْ
وَبَدَا
بَيْنَنَا
وَبَيْنَكُمُ
الْعَدَاوَةُ
وَالْبَغْضَٓاءُ
اَبَداً
حَتّٰى
تُؤْمِنُوا
بِاللّٰهِ
وَحْدَهُٓ
اِلَّا
قَوْلَ
اِبْرٰه۪يمَ
لِاَب۪يهِ
لَاَسْتَغْفِرَنَّ
لَكَ
وَمَٓا
اَمْلِكُ
لَكَ
مِنَ
اللّٰهِ
مِنْ
شَيْءٍۜ
رَبَّـنَا
عَلَيْكَ
تَوَكَّلْنَا
وَاِلَيْكَ
اَنَبْنَا
وَاِلَيْكَ
الْمَص۪يرُ
İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: «Biz sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah’a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir.» -Yalnız, İbrahim’in, babasına: «And olsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah’tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez» sözü bu örneğin dışındadır- «Rabbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik; dönüş Sanadır.»[4]
Yükleniyor...