AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَاَقْبَلَ
بَعْضُهُمْ
عَلٰى
بَعْضٍ
يَتَلَاوَمُونَ
Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.[30]
قَالُوا
يَا وَيْلَنَٓا
اِنَّا
كُنَّا
طَاغ۪ينَ
(Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.[31]
عَسٰى
رَبُّنَٓا
اَنْ
يُبْدِلَنَا
خَيْراً
مِنْهَٓا
اِنَّٓا
اِلٰى
رَبِّنَا
رَاغِبُونَ
Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O’nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.[32]
كَذٰلِكَ
الْعَذَابُۜ
وَلَعَذَابُ
الْاٰخِرَةِ
اَكْبَرُۢ
لَوْ
كَانُوا
يَعْلَمُونَ۟
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi![33]
اِنَّ
لِلْمُتَّق۪ينَ
عِنْدَ
رَبِّهِمْ
جَنَّاتِ
النَّع۪يمِ
Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.[34]
اَفَنَجْعَلُ
الْمُسْلِم۪ينَ
كَالْمُجْرِم۪ينَۜ
Öyle ya, (Allah’a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?[35]
مَا
لَـكُمْ۠
كَيْفَ
تَحْكُمُونَۚ
Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?[36]
اَمْ
لَـكُمْ
كِتَابٌ
ف۪يهِ
تَدْرُسُونَۙ
Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?[37]
اِنَّ
لَـكُمْ
ف۪يهِ
لَمَا
تَخَيَّرُونَۚ
Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?[38]
اَمْ
لَـكُمْ
اَيْمَانٌ
عَلَيْنَا
بَالِغَةٌ
اِلٰى
يَوْمِ
الْقِيٰمَةِۙ
اِنَّ
لَـكُمْ
لَمَا
تَحْكُمُونَۚ
Yoksa, «Ne hükmederseniz mutlaka sizindir» diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?[39]
سَلْهُمْ
اَيُّهُمْ
بِذٰلِكَ
زَع۪يمٌۚۛ
Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?[40]
اَمْ
لَهُمْ
شُرَكَٓاءُۚۛ
فَلْيَأْتُوا
بِشُرَكَٓائِهِمْ
اِنْ
كَانُوا
صَادِق۪ينَ
Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını![41]
يَوْمَ
يُكْشَفُ
عَنْ
سَاقٍ
وَيُدْعَوْنَ
اِلَى
السُّجُودِ
فَلَا
يَسْتَط۪يعُونَۙ
O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.[42]
خَاشِعَةً
اَبْصَارُهُمْ
تَرْهَقُهُمْ
ذِلَّةٌۜ
وَقَدْ
كَانُوا
يُدْعَوْنَ
اِلَى
السُّجُودِ
وَهُمْ
سَالِمُونَ
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).[43]
فَذَرْن۪ي
وَمَنْ
يُكَذِّبُ
بِهٰذَا
الْحَد۪يثِۜ
سَنَسْتَدْرِجُهُمْ
مِنْ
حَيْثُ
لَا
يَعْلَمُونَۙ
(Resûlüm!) Sen bu sözü (Kur’an’ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.[44]
وَاُمْل۪ي
لَهُمْۜ
اِنَّ
كَيْد۪ي
مَت۪ينٌ
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır![45]
اَمْ
تَسْـَٔلُهُمْ
اَجْراً
فَهُمْ
مِنْ
مَغْرَمٍ
مُثْقَلُونَۚ
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?[46]
اَمْ
عِنْدَهُمُ
الْغَيْبُ
فَهُمْ
يَكْتُبُونَ
Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?[47]
فَاصْبِرْ
لِحُكْمِ
رَبِّكَ
وَلَا
تَكُنْ
كَصَاحِبِ
الْحُوتِۢ
اِذْ
نَادٰى
وَهُوَ
مَكْظُومٌۜ
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.[48]
لَوْلَٓا
اَنْ
تَدَارَكَهُ
نِعْمَةٌ
مِنْ
رَبِّه۪
لَنُبِذَ
بِالْعَرَٓاءِ
وَهُوَ
مَذْمُومٌ
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.[49]
Yükleniyor...