AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَلَا
تُطِـعْ
كُلَّ
حَلَّافٍ
مَه۪ينٍۙ
(Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.[10-14]
هَمَّازٍ
مَشَّٓاءٍ
بِنَم۪يمٍۙ
(Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.[10-14]
مَنَّاعٍ
لِلْخَيْرِ
مُعْتَدٍ
اَث۪يمٍۙ
(Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.[10-14]
عُتُلٍّ
بَعْدَ
ذٰلِكَ
زَن۪يمٍۙ
(Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.[10-14]
اَنْ
كَانَ
ذَا
مَالٍ
وَبَن۪ينَۜ
(Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.[10-14]
اِذَا
تُتْلٰى
عَلَيْهِ
اٰيَاتُنَا
قَالَ
اَسَاط۪يرُ
الْاَوَّل۪ينَ
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, «Öncekilerin masalları!» der.[15]
سَنَسِمُهُ
عَلَى
الْخُرْطُومِ
Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).[16]
اِنَّا
بَلَوْنَاهُمْ
كَمَا
بَلَوْنَٓا
اَصْحَابَ
الْجَنَّةِۚ
اِذْ
اَقْسَمُوا
لَيَصْرِمُنَّهَا
مُصْبِح۪ينَۙ
Biz, vaktiyle «bahçe sahipleri»ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisna da etmiyorlardı[17-18]
وَلَا
يَسْتَثْنُونَ
Biz, vaktiyle «bahçe sahipleri»ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisna da etmiyorlardı[17-18]
فَطَافَ
عَلَيْهَا
طَٓائِفٌ
مِنْ
رَبِّكَ
وَهُمْ
نَٓائِمُونَ
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi.[19-20]
فَاَصْبَحَتْ
كَالصَّر۪يمِ
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi.[19-20]
فَتَنَادَوْا
مُصْبِح۪ينَۙ
(Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler.[21-22]
اَنِ
اغْدُوا
عَلٰى
حَرْثِكُمْ
اِنْ
كُنْتُمْ
صَارِم۪ينَ
(Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler.[21-22]
فَانْطَلَقُوا
وَهُمْ
يَتَخَافَتُونَۙ
Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.[23-24]
اَنْ
لَا
يَدْخُلَنَّهَا
الْيَوْمَ
عَلَيْكُمْ
مِسْك۪ينٌ
Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.[23-24]
وَغَدَوْا
عَلٰى
حَرْدٍ
قَادِر۪ينَ
(Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.[25]
فَلَمَّا
رَاَوْهَا
قَالُٓوا
اِنَّا
لَضَٓالُّونَۙ
Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.[26]
بَلْ
نَحْنُ
مَحْرُومُونَ
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız![27]
قَالَ
اَوْسَطُهُمْ
اَلَمْ
اَقُلْ
لَـكُمْ
لَوْلَا
تُسَبِّحُونَ
İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size «Rabbinizi tesbih etsenize» dememiş miydim?[28]
قَالُوا
سُبْحَانَ
رَبِّنَٓا
اِنَّا
كُنَّا
ظَالِم۪ينَ
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.[29]
Yükleniyor...