إِ لَّ ا
602ayette
660kez geçiyor
78/114surede
2farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %72 · Medenî %28
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
Kalem 52
2. inen sure
En çok geçtiği sure
Bakara
42 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
“Ancak” ✕ Süzgeci kaldır
594 ayet
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
ف۪ي
قَرْيَةٍ
مِنْ
نَبِيٍّ
اِلَّٓا
اَخَذْنَٓا
اَهْلَهَا
بِالْبَأْسَٓاءِ
وَالضَّرَّٓاءِ
لَعَلَّهُمْ
يَضَّرَّعُونَ
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.[94]
اَفَاَمِنُوا
مَكْرَ
اللّٰهِۚ
فَلَا
يَأْمَنُ
مَكْرَ
اللّٰهِ
اِلَّا
الْقَوْمُ
الْخَاسِرُونَ۟
Onlar Allah’ın düzeninden güvende miydiler? Allah’ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.[99]
حَق۪يقٌ
عَلٰٓى
اَنْ
لَٓا
اَقُولَ
عَلَى
اللّٰهِ
اِلَّا
الْحَقَّۜ
قَدْ
جِئْتُكُمْ
بِبَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبِّكُمْ
فَاَرْسِلْ
مَعِيَ
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَۜ
Bana Allah’a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder» dedi.[105]
وَمَا
تَنْقِمُ
مِنَّٓا
اِلَّٓا
اَنْ
اٰمَنَّا
بِاٰيَاتِ
رَبِّنَا
لَمَّا
جَٓاءَتْنَاۜ
رَبَّـنَٓا
اَفْرِغْ
عَلَيْنَا
صَبْراً
وَتَوَفَّـنَا
مُسْلِم۪ينَ۟
Onlar da: «Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al» dediler.[125-126]
وَالَّذ۪ينَ
كَذَّبُوا
بِاٰيَاتِنَا
وَلِقَٓاءِ
الْاٰخِرَةِ
حَبِطَتْ
اَعْمَالُهُمْۜ
هَلْ
يُجْزَوْنَ
اِلَّا
مَا
كَانُوا
يَعْمَلُونَ۟
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?[147]
وَاخْتَارَ
مُوسٰى
قَوْمَهُ
سَبْع۪ينَ
رَجُلاً
لِم۪يقَاتِنَاۚ
فَلَمَّٓا
اَخَذَتْهُمُ
الرَّجْفَةُ
قَالَ
رَبِّ
لَوْ
شِئْتَ
اَهْلَكْتَهُمْ
مِنْ
قَبْلُ
وَاِيَّايَۜ
اَتُهْلِكُنَا
بِمَا
فَعَلَ
السُّفَـهَٓاءُ
مِنَّاۚ
اِنْ
هِيَ
اِلَّا
فِتْنَتُكَۜ
تُضِلُّ
بِهَا
مَنْ
تَشَٓاءُ
وَتَهْد۪ي
مَنْ
تَشَٓاءُۜ
اَنْتَ
وَلِيُّنَا
فَاغْفِرْ
لَنَا
وَارْحَمْنَا
وَاَنْتَ
خَيْرُ
الْغَافِر۪ينَ
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: «Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin.»[155]
قُلْ
يَٓا اَيُّهَا
النَّاسُ
اِنّ۪ي
رَسُولُ
اللّٰهِ
اِلَيْكُمْ
جَم۪يعاًۨ
الَّذ۪ي
لَهُ
مُلْكُ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۚ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّا
هُوَ
يُحْـي۪
وَيُم۪يتُۖ
فَاٰمِنُوا
بِاللّٰهِ
وَرَسُولِهِ
النَّبِيِّ
الْاُمِّيِّ
الَّذ۪ي
يُؤْمِنُ
بِاللّٰهِ
وَكَلِمَاتِه۪
وَاتَّبِعُوهُ
لَعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَ
De ki: «Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O’ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah’a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah’a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız.»[158]
فَخَلَفَ
مِنْ
بَعْدِهِمْ
خَلْفٌ
وَرِثُوا
الْكِتَابَ
يَأْخُذُونَ
عَرَضَ
هٰذَا
الْاَدْنٰى
وَيَقُولُونَ
سَيُغْفَرُ
لَنَاۚ
وَاِنْ
يَأْتِهِمْ
عَرَضٌ
مِثْلُهُ
يَأْخُذُوهُۜ
اَلَمْ
يُؤْخَذْ
عَلَيْهِمْ
م۪يثَاقُ
الْكِتَابِ
اَنْ
لَا
يَقُولُوا
عَلَى
اللّٰهِ
اِلَّا
الْحَقَّ
وَدَرَسُوا
مَا
ف۪يهِۜ
وَالدَّارُ
الْاٰخِرَةُ
خَيْرٌ
لِلَّذ۪ينَ
يَتَّقُونَۜ
اَفَلَا
تَعْقِلُونَ
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap’a mirasçı oldular. «Biz nasıl olsa affedileceğiz» diyerek Kitap’ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah’a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap’da olanları okumamışlar mıydı? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.[169-170]
اَوَلَمْ
يَتَفَكَّرُوا
مَا
بِصَاحِبِهِمْ
مِنْ
جِنَّةٍۜ
اِنْ
هُوَ
اِلَّا
نَذ۪يرٌ
مُب۪ينٌ
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.[184]
يَسْـَٔلُونَكَ
عَنِ
السَّاعَةِ
اَيَّانَ
مُرْسٰيهَاۜ
قُلْ
اِنَّمَا
عِلْمُهَا
عِنْدَ
رَبّ۪يۚ
لَا
يُجَلّ۪يهَا
لِوَقْتِهَٓا
اِلَّا
هُوَۜ
ثَقُلَتْ
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۜ
لَا
تَأْت۪يكُمْ
اِلَّا
بَغْتَةًۜ
يَسْـَٔلُونَكَ
كَاَنَّكَ
حَفِيٌّ
عَنْهَاۜ
قُلْ
اِنَّمَا
عِلْمُهَا
عِنْدَ
اللّٰهِ
وَلٰكِنَّ
اَكْثَرَ
النَّاسِ
لَا
يَعْلَمُونَ
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: «Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O’ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.» Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: «Onu bilmek ancak Allah’a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.»[187]
قُلْ
لَٓا
اَمْلِكُ
لِنَفْس۪ي
نَفْعاً
وَلَا
ضَراًّ
اِلَّا
مَا
شَٓاءَ
اللّٰهُۜ
وَلَوْ
كُنْتُ
اَعْلَمُ
الْغَيْبَ
لَاسْتَكْثَرْتُ
مِنَ
الْخَيْرِۚ
وَمَا
مَسَّنِيَ
السُّٓوءُ
اِنْ
اَنَا۬
اِلَّا
نَذ۪يرٌ
وَبَش۪يرٌ
لِقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ۟
De ki: «Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim.»[188]
وَمَا
جَعَلَهُ
اللّٰهُ
اِلَّا
بُشْرٰى
وَلِتَطْمَئِنَّ
بِه۪
قُلُوبُكُمْۚ
وَمَا
النَّصْرُ
اِلَّا
مِنْ
عِنْدِ
اللّٰهِۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
عَز۪يزٌ
حَك۪يمٌ۟
Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalblerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.[10]
وَمَنْ
يُوَلِّهِمْ
يَوْمَئِذٍ
دُبُرَهُٓ
اِلَّا
مُتَحَرِّفاً
لِقِتَالٍ
اَوْ
مُتَحَيِّزاً
اِلٰى
فِئَةٍ
فَقَدْ
بَٓاءَ
بِغَضَبٍ
مِنَ
اللّٰهِ
وَمَأْوٰيهُ
جَهَنَّمُۜ
وَبِئْسَ
الْمَص۪يرُ
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah’dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür![16]
وَاِذَا
تُتْلٰى
عَلَيْهِمْ
اٰيَاتُنَا
قَالُوا
قَدْ
سَمِعْنَا
لَوْ
نَشَٓاءُ
لَقُلْنَا
مِثْلَ
هٰذَٓاۙ
اِنْ
هٰذَٓا
اِلَّٓا
اَسَاط۪يرُ
الْاَوَّل۪ينَ
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, «İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır» derlerdi.[31]
وَمَا
لَهُمْ
اَلَّا
يُعَذِّبَهُمُ
اللّٰهُ
وَهُمْ
يَصُدُّونَ
عَنِ
الْمَسْجِدِ
الْحَرَامِ
وَمَا
كَانُٓوا
اَوْلِيَٓاءَهُۜ
اِنْ
اَوْلِيَٓاؤُ۬هُٓ
اِلَّا
الْمُتَّقُونَ
وَلٰكِنَّ
اَكْثَرَهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Yoksa Mescidi Haram’a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de O’nun dostu değiller; O’nun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar.[34]
وَمَا
كَانَ
صَلَاتُهُمْ
عِنْدَ
الْبَيْتِ
اِلَّا
مُكَٓاءً
وَتَصْدِيَةًۜ
فَذُوقُوا
الْعَذَابَ
بِمَا
كُنْتُمْ
تَكْفُرُونَ
Kabe’deki tapınmaları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkarınıza karşılık artık azabı tadın.[35]
اِنَّ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَهَاجَرُوا
وَجَاهَدُوا
بِاَمْوَالِهِمْ
وَاَنْفُسِهِمْ
ف۪ي
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
وَالَّذ۪ينَ
اٰوَوْا
وَنَصَرُٓوا
اُو۬لٰٓئِكَ
بَعْضُهُمْ
اَوْلِيَٓاءُ
بَعْضٍۜ
وَالَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَلَمْ
يُهَاجِرُوا
مَا
لَكُمْ
مِنْ
وَلَايَتِهِمْ
مِنْ
شَيْءٍ
حَتّٰى
يُهَاجِرُواۚ
وَاِنِ
اسْتَنْصَرُوكُمْ
فِي
الدّ۪ينِ
فَعَلَيْكُمُ
النَّصْرُ
اِلَّا
عَلٰى
قَوْمٍ
بَيْنَكُمْ
وَبَيْنَهُمْ
م۪يثَاقٌۜ
وَاللّٰهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
بَص۪يرٌ
Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar. İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.[72]
اِلَّا
الَّذ۪ينَ
عَاهَدْتُمْ
مِنَ
الْمُشْرِك۪ينَ
ثُمَّ
لَمْ
يَنْقُصُوكُمْ
شَيْـٔاً
وَلَمْ
يُظَاهِرُوا
عَلَيْكُمْ
اَحَداً
فَاَتِمُّٓوا
اِلَيْهِمْ
عَهْدَهُمْ
اِلٰى
مُدَّتِهِمْۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
يُحِبُّ
الْمُتَّق۪ينَ
Yalnız, andlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız andlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah sakınanları sever.[4]
كَيْفَ
يَكُونُ
لِلْمُشْرِك۪ينَ
عَهْدٌ
عِنْدَ
اللّٰهِ
وَعِنْدَ
رَسُولِه۪ٓ
اِلَّا
الَّذ۪ينَ
عَاهَدْتُمْ
عِنْدَ
الْمَسْجِدِ
الْحَرَامِۚ
فَمَا
اسْتَقَامُوا
لَكُمْ
فَاسْتَق۪يمُوا
لَهُمْۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
يُحِبُّ
الْمُتَّق۪ينَ
Mescidi Haram’ın yanında andlaştıklarınızın dışında, puta tapanların Allah katında ve Peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever.[7]
اِنَّمَا
يَعْمُرُ
مَسَاجِدَ
اللّٰهِ
مَنْ
اٰمَنَ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِ
وَاَقَامَ
الصَّلٰوةَ
وَاٰتَى
الزَّكٰوةَ
وَلَمْ
يَخْشَ
اِلَّا
اللّٰهَ
فَعَسٰٓى
اُو۬لٰٓئِكَ
اَنْ
يَكُونُوا
مِنَ
الْمُهْتَد۪ينَ
Allah’ın mescidlerini sadece, Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler.[18]
Yükleniyor...