AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَجَعَلَن۪ي
مُبَارَكاً
اَيْنَ
مَا
كُنْتُۖ
وَاَوْصَان۪ي
بِالصَّلٰوةِ
وَالزَّكٰوةِ
مَا
دُمْتُ
حَياًّۖ
«Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.»[31]
وَبَراًّ
بِوَالِدَت۪يۘ
وَلَمْ
يَجْعَلْن۪ي
جَبَّاراً
شَقِياًّ
«Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.»[32]
وَالسَّلَامُ
عَلَيَّ
يَوْمَ
وُلِدْتُ
وَيَوْمَ
اَمُوتُ
وَيَوْمَ
اُبْعَثُ
حَياًّ
«Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.»[33]
ذٰلِكَ
ع۪يسَى
ابْنُ
مَرْيَمَۚ
قَوْلَ
الْحَقِّ
الَّذ۪ي
ف۪يهِ
يَمْتَرُونَ
İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.[34]
مَا
كَانَ
لِلّٰهِ
اَنْ
يَتَّخِذَ
مِنْ
وَلَدٍۙ
سُبْحَانَهُۜ
اِذَا
قَضٰٓى
اَمْراً
فَاِنَّمَا
يَقُولُ
لَهُ
كُنْ
فَيَكُونُۜ
Allah’ın bir evlât edinmesi, olacak şey değildir! O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece «Ol!» der ve hemen olur.[35]
وَاِنَّ
اللّٰهَ
رَبّ۪ي
وَرَبُّكُمْ
فَاعْبُدُوهُۜ
هٰذَا
صِرَاطٌ
مُسْتَق۪يمٌ
(İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.[36]
فَاخْتَلَفَ
الْاَحْزَابُ
مِنْ
بَيْنِهِمْۚ
فَوَيْلٌ
لِلَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
مِنْ
مَشْهَدِ
يَوْمٍ
عَظ۪يمٍ
Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline![37]
اَسْمِعْ
بِهِمْ
وَاَبْصِرْۙ
يَوْمَ
يَأْتُونَنَاۚ
لٰكِنِ
الظَّالِمُونَ
الْيَوْمَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.[38]
وَاَنْذِرْهُمْ
يَوْمَ
الْحَسْرَةِ
اِذْ
قُضِيَ
الْاَمْرُۚ
وَهُمْ
ف۪ي
غَفْلَةٍ
وَهُمْ
لَا
يُؤْمِنُونَ
(Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.[39]
اِنَّا
نَحْنُ
نَرِثُ
الْاَرْضَ
وَمَنْ
عَلَيْهَا
وَاِلَيْنَا
يُرْجَعُونَ۟
Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.[40]
وَاذْكُرْ
فِي
الْكِتَابِ
اِبْرٰه۪يمَۜ
اِنَّهُ
كَانَ
صِدّ۪يقاً
نَبِياًّ
Kitap’ta İbrahim’i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.[41]
اِذْ
قَالَ
لِاَب۪يهِ
يَٓا اَبَتِ
لِمَ
تَعْبُدُ
مَا
لَا
يَسْمَعُ
وَلَا
يُبْصِرُ
وَلَا
يُغْن۪ي
عَنْكَ
شَيْـٔاً
Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?[42]
يَٓا اَبَتِ
اِنّ۪ي
قَدْ
جَٓاءَن۪ي
مِنَ
الْعِلْمِ
مَا
لَمْ
يَأْتِكَ
فَاتَّبِعْن۪ٓي
اَهْدِكَ
صِرَاطاً
سَوِياًّ
Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.[43]
يَٓا اَبَتِ
لَا
تَعْبُدِ
الشَّيْطَانَۜ
اِنَّ
الشَّيْطَانَ
كَانَ
لِلرَّحْمٰنِ
عَصِياًّ
Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah’a âsi oldu.[44]
يَٓا اَبَتِ
اِنّ۪ٓي
اَخَافُ
اَنْ
يَمَسَّكَ
عَذَابٌ
مِنَ
الرَّحْمٰنِ
فَتَكُونَ
لِلشَّيْطَانِ
وَلِياًّ
Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.[45]
قَالَ
اَرَاغِبٌ
اَنْتَ
عَنْ
اٰلِهَت۪ي
يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ
لَئِنْ
لَمْ
تَنْتَهِ۬
لَاَرْجُمَنَّكَ
وَاهْجُرْن۪ي
مَلِياًّ
(Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur![46]
قَالَ
سَلَامٌ
عَلَيْكَۚ
سَاَسْتَغْفِرُ
لَكَ
رَبّ۪يۜ
اِنَّهُ
كَانَ
ب۪ي
حَفِياًّ
İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.[47]
وَاَعْتَزِلُكُمْ
وَمَا
تَدْعُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
وَاَدْعُوا
رَبّ۪يۘ
عَسٰٓى
اَلَّٓا
اَكُونَ
بِدُعَٓاءِ
رَبّ۪ي
شَقِياًّ
Sizden de, Allah’ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.[48]
فَلَمَّا
اعْتَزَلَهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِۙ
وَهَبْنَا
لَـهُٓ
اِسْحٰقَ
وَيَعْقُوبَۜ
وَكُلاًّ
جَعَلْنَا
نَبِياًّ
Nihayet İbrahim onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ’kub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.[49]
وَوَهَبْنَا
لَهُمْ
مِنْ
رَحْمَتِنَا
وَجَعَلْنَا
لَهُمْ
لِسَانَ
صِدْقٍ
عَلِياًّ۟
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.[50]
Yükleniyor...