AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَمَنْ
يَعْشُ
عَنْ
ذِكْرِ
الرَّحْمٰنِ
نُقَيِّضْ
لَهُ
شَيْطَاناً
فَهُوَ
لَهُ
قَر۪ينٌ
Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.[36]
وَاِنَّهُمْ
لَيَصُدُّونَهُمْ
عَنِ
السَّب۪يلِ
وَيَحْسَبُونَ
اَنَّهُمْ
مُهْتَدُونَ
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.[37]
حَتّٰٓى
اِذَا
جَٓاءَنَا
قَالَ
يَا لَيْتَ
بَيْن۪ي
وَبَيْنَكَ
بُعْدَ
الْمَشْرِقَيْنِ
فَبِئْسَ
الْقَر۪ينُ
O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.[38]
وَلَنْ
يَنْفَعَكُمُ
الْيَوْمَ
اِذْ
ظَلَمْتُمْ
اَنَّكُمْ
فِي
الْعَذَابِ
مُشْتَرِكُونَ
Zulmettiğiniz için bugün (nedâmet) size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta ortaksınız.[39]
اَفَاَنْتَ
تُسْمِــعُ
الصُّمَّ
اَوْ
تَهْدِي
الْعُمْيَ
وَمَنْ
كَانَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
(Resûlüm!) Sağırlara sen mi işittireceksin; yahut körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?[40]
فَاِمَّا
نَذْهَبَنَّ
بِكَ
فَاِنَّا
مِنْهُمْ
مُنْتَقِمُونَۙ
Biz seni onlardan alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız.[41]
اَوْ
نُرِيَنَّكَ
الَّذ۪ي
وَعَدْنَاهُمْ
فَاِنَّا
عَلَيْهِمْ
مُقْتَدِرُونَ
Yahut onlara vâdettiğimiz azabı, sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gücümüz yeter.[42]
فَاسْتَمْسِكْ
بِالَّـذ۪ٓي
اُو۫حِيَ
اِلَيْكَۚ
اِنَّكَ
عَلٰى
صِرَاطٍ
مُسْتَق۪يمٍ
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.[43]
وَاِنَّهُ
لَذِكْرٌ
لَكَ
وَلِقَوْمِكَۚ
وَسَوْفَ
تُسْـَٔلُونَ
Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.[44]
وَسْـَٔلْ
مَنْ
اَرْسَلْنَا
مِنْ
قَبْلِكَ
مِنْ
رُسُلِنَاۗ
اَجَعَلْنَا
مِنْ
دُونِ
الرَّحْمٰنِ
اٰلِهَةً
يُعْبَدُونَ۟
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân’dan başka tapılacak tanrılar (edinin diye) emretmiş miyiz?[45]
وَلَقَدْ
اَرْسَلْنَا
مُوسٰى
بِاٰيَاتِنَٓا
اِلٰى
فِرْعَوْنَ
وَمَلَا۬ئِه۪
فَقَالَ
اِنّ۪ي
رَسُولُ
رَبِّ
الْعَالَم۪ينَ
Andolsun biz Musa’yı âyetlerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına göndermiştik de Musa: Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim, demişti.[46]
فَلَمَّا
جَٓاءَهُمْ
بِاٰيَاتِنَٓا
اِذَا
هُمْ
مِنْهَا
يَضْحَكُونَ
Onlara âyetlerimizi getirince, bunlara gülüvermişlerdi.[47]
وَمَا
نُر۪يهِمْ
مِنْ
اٰيَةٍ
اِلَّا
هِيَ
اَكْبَرُ
مِنْ
اُخْتِهَاۘ
وَاَخَذْنَاهُمْ
بِالْعَذَابِ
لَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
Onlara gösterdiğimiz her bir âyet (mucize) diğerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye onları azaba uğrattık.[48]
وَقَالُوا
يَٓا اَيُّهَ
السَّاحِرُ
ادْعُ
لَنَا
رَبَّكَ
بِمَا
عَهِدَ
عِنْدَكَ
اِنَّـنَا
لَمُهْتَدُونَ
Bunun üzerine dediler ki: Ey büyücü! Sana verdiği ahde göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.[49]
فَلَمَّا
كَشَفْنَا
عَنْهُمُ
الْعَذَابَ
اِذَا
هُمْ
يَنْكُثُونَ
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca, sözlerinden dönüverdiler.[50]
وَنَادٰى
فِرْعَوْنُ
ف۪ي
قَوْمِه۪
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَلَيْسَ
ل۪ي
مُلْكُ
مِصْرَ
وَهٰذِهِ
الْاَنْهَارُ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْت۪يۚ
اَفَلَا
تُبْصِرُونَۜ
Firavun kavmine seslendi ve şöyle dedi: «Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hâla görmüyor musunuz?»[51]
اَمْ
اَنَا۬
خَيْرٌ
مِنْ
هٰذَا
الَّذ۪ي
هُوَ
مَه۪ينٌ
وَلَا
يَكَادُ
يُب۪ينُ
«Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?»[52]
فَلَوْلَٓا
اُلْقِيَ
عَلَيْهِ
اَسْوِرَةٌ
مِنْ
ذَهَبٍ
اَوْ
جَٓاءَ
مَعَهُ
الْمَلٰٓئِكَةُ
مُقْتَرِن۪ينَ
«Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardımcı melekler gelmeli değil miydi?»[53]
فَاسْتَخَفَّ
قَوْمَهُ
فَاَطَاعُوهُۜ
اِنَّهُمْ
كَانُوا
قَوْماً
فَاسِق۪ينَ
Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.[54]
فَلَمَّٓا
اٰسَفُونَا
انْتَقَمْنَا
مِنْهُمْ
فَاَغْرَقْنَاهُمْ
اَجْمَع۪ينَۙ
Böylece bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk.[55]
Yükleniyor...