Kelime Haritası
لا
İşlevleri
Bu edat Kur'an'da 2 farklı görevde kullanılıyor.
1.283ayette
1.736kez geçiyor
94/114surede
Mekkî / Medenî
Mekkî %61 · Medenî %39
İlk inen ayet
Alak 19
Kalıplaşmış ifadeler
Bu edatla birlikte en sık geçen kelime dizileri. Tıklayınca ifadenin geçtiği bütün ayetler aranır.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
Enbiyâ suresi ✕ Süzgeci kaldır
28 ayet
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
قَبْلَكَ
اِلَّا
رِجَالاً
نُوح۪ٓي
اِلَيْهِمْ
فَسْـَٔلُٓوا
اَهْلَ
الذِّكْرِ
اِنْ
كُنْتُمْ
لَا
تَعْلَمُونَ
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.[7]
وَمَا
جَعَلْنَاهُمْ
جَسَداً
لَا
يَأْكُلُونَ
الطَّعَامَ
وَمَا
كَانُوا
خَالِد۪ينَ
Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.[8]
لَقَدْ
اَنْزَلْـنَٓا
اِلَيْكُمْ
كِتَاباً
ف۪يهِ
ذِكْرُكُمْۜ
اَفَلَا
تَعْقِلُونَ۟
And olsun ki,size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?[10]
لَا
تَرْكُضُوا
وَارْجِعُٓوا
اِلٰى
مَٓا
اُتْرِفْتُمْ
ف۪يهِ
وَمَسَاكِنِكُمْ
لَعَلَّكُمْ
تُسْـَٔلُونَ
«Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz» dedik.[13]
وَلَهُ
مَنْ
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۜ
وَمَنْ
عِنْدَهُ
لَا
يَسْتَكْبِرُونَ
عَنْ
عِبَادَتِه۪
وَلَا
يَسْتَحْسِرُونَۚ
Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Katında olanlar O’na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.[19]
يُسَبِّحُونَ
الَّيْلَ
وَالنَّهَارَ
لَا
يَفْتُرُونَ
Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.[20]
لَا
يُسْـَٔلُ
عَمَّا
يَفْعَلُ
وَهُمْ
يُسْـَٔلُونَ
O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.[23]
اَمِ
اتَّخَذُوا
مِنْ
دُونِه۪ٓ
اٰلِهَةًۜ
قُلْ
هَاتُوا
بُرْهَانَكُمْۚ
هٰذَا
ذِكْرُ
مَنْ
مَعِيَ
وَذِكْرُ
مَنْ
قَبْل۪يۜ
بَلْ
اَكْثَرُهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَۙ
الْحَقَّ
فَهُمْ
مُعْرِضُونَ
O’nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: «Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap’ı ve senden öncekilerin kitapları.» Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.[24]
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
مِنْ
قَبْلِكَ
مِنْ
رَسُولٍ
اِلَّا
نُوح۪ٓي
اِلَيْهِ
اَنَّهُ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّٓا
اَنَا۬
فَاعْبُدُونِ
Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: «Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin» diye vahyetmişizdir.[25]
لَا
يَسْبِقُونَهُ
بِالْقَوْلِ
وَهُمْ
بِاَمْرِه۪
يَعْمَلُونَ
Allah’tan önce söz söyleyemezler; ancak O’nun emri üzerine iş işlerler.[27]
يَعْلَمُ
مَا
بَيْنَ
اَيْد۪يهِمْ
وَمَا
خَلْفَهُمْ
وَلَا
يَشْفَعُونَۙ
اِلَّا
لِمَنِ
ارْتَضٰى
وَهُمْ
مِنْ
خَشْيَتِه۪
مُشْفِقُونَ
Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah’ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O’nun korkusundan titrerler.[28]
اَوَلَمْ
يَرَ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُٓوا
اَنَّ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضَ
كَانَتَا
رَتْقاً
فَفَتَقْنَاهُمَاۜ
وَجَعَلْنَا
مِنَ
الْمَٓاءِ
كُلَّ
شَيْءٍ
حَيٍّۜ
اَفَلَا
يُؤْمِنُونَ
İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı?[30]
خُلِقَ
الْاِنْسَانُ
مِنْ
عَجَلٍۜ
سَاُر۪يكُمْ
اٰيَات۪ي
فَلَا
تَسْتَعْجِلُونِ
İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin.[37]
لَوْ
يَعْلَمُ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
ح۪ينَ
لَا
يَكُفُّونَ
عَنْ
وُجُوهِهِمُ
النَّارَ
وَلَا
عَنْ
ظُهُورِهِمْ
وَلَا
هُمْ
يُنْصَرُونَ
Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler.[39]
بَلْ
تَأْت۪يهِمْ
بَغْتَةً
فَتَبْهَتُهُمْ
فَلَا
يَسْتَط۪يعُونَ
رَدَّهَا
وَلَا
هُمْ
يُنْظَرُونَ
Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.[40]
اَمْ
لَهُمْ
اٰلِهَةٌ
تَمْنَعُهُمْ
مِنْ
دُونِنَاۜ
لَا
يَسْتَط۪يعُونَ
نَصْرَ
اَنْفُسِهِمْ
وَلَا
هُمْ
مِنَّا
يُصْحَبُونَ
Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler.[43]
بَلْ
مَتَّعْنَا
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
وَاٰبَٓاءَهُمْ
حَتّٰى
طَالَ
عَلَيْهِمُ
الْعُمُرُۜ
اَفَلَا
يَرَوْنَ
اَنَّا
نَأْتِي
الْاَرْضَ
نَنْقُصُهَا
مِنْ
اَطْرَافِهَاۜ
اَفَهُمُ
الْغَالِبُونَ
Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır?[44]
قُلْ
اِنَّـمَٓا
اُنْذِرُكُمْ
بِالْوَحْيِۘ
وَلَا
يَسْمَعُ
الصُّمُّ
الدُّعَٓاءَ
اِذَا
مَا
يُنْذَرُونَ
De ki: «Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum» Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar.[45]
وَنَضَعُ
الْمَوَاز۪ينَ
الْقِسْطَ
لِيَوْمِ
الْقِيٰمَةِ
فَلَا
تُظْلَمُ
نَفْسٌ
شَيْـٔاًۜ
وَاِنْ
كَانَ
مِثْقَالَ
حَبَّةٍ
مِنْ
خَرْدَلٍ
اَتَيْنَا
بِهَاۜ
وَكَفٰى
بِنَا
حَاسِب۪ينَ
Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.[47]
قَالَ
اَفَتَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
مَا
لَا
يَنْفَعُكُمْ
شَيْـٔاً
وَلَا
يَضُرُّكُمْۜ
İbrahim: «O halde, Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah’ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?» dedi.[66-67]
Yükleniyor...