AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَقَالُوا
لَوْلَا
يَأْت۪ينَا
بِاٰيَةٍ
مِنْ
رَبِّه۪ۜ
اَوَلَمْ
تَأْتِهِمْ
بَيِّنَةُ
مَا
فِي
الصُّحُفِ
الْاُو۫لٰى
Onlar: (Muhammed) bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil miydi? dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili (Kur’an) onlara gelmedi mi?[133]
وَلَوْ
اَنَّٓا
اَهْلَكْنَاهُمْ
بِعَذَابٍ
مِنْ
قَبْلِه۪
لَقَالُوا
رَبَّنَا
لَوْلَٓا
اَرْسَلْتَ
اِلَيْنَا
رَسُولاً
فَنَتَّبِعَ
اٰيَاتِكَ
مِنْ
قَبْلِ
اَنْ
نَذِلَّ
وَنَخْزٰى
Eğer biz, bundan (Kur’an’dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Ne olurdu, bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık![134]
قُلْ
كُلٌّ
مُتَرَبِّصٌ
فَتَرَبَّصُواۚ
فَسَتَعْلَمُونَ
مَنْ
اَصْحَابُ
الصِّرَاطِ
السَّوِيِّ
وَمَنِ
اهْتَدٰى
De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş![135]
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِقْتَرَبَ
لِلنَّاسِ
حِسَابُهُمْ
وَهُمْ
ف۪ي
غَفْلَةٍ
مُعْرِضُونَۚ
İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.[1]
مَا
يَأْت۪يهِمْ
مِنْ
ذِكْرٍ
مِنْ
رَبِّهِمْ
مُحْدَثٍ
اِلَّا
اسْتَمَعُوهُ
وَهُمْ
يَلْعَبُونَۙ
Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. O zalimler şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?[2-3]
لَاهِيَةً
قُلُوبُهُمْۜ
وَاَسَرُّوا
النَّجْوٰىۗ
اَلَّذ۪ينَ
ظَلَمُواۗ
هَلْ
هٰذَٓا
اِلَّا
بَشَرٌ
مِثْلُكُمْۚ
اَفَتَأْتُونَ
السِّحْرَ
وَاَنْتُمْ
تُبْصِرُونَ
Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. O zalimler şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?[2-3]
قَالَ
رَبّ۪ي
يَعْلَمُ
الْقَوْلَ
فِي
السَّمَٓاءِ
وَالْاَرْضِۘ
وَهُوَ
السَّم۪يعُ
الْعَل۪يمُ
(Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir.[4]
بَلْ
قَالُٓوا
اَضْغَاثُ
اَحْلَامٍ
بَلِ
افْتَرٰيهُ
بَلْ
هُوَ
شَاعِرٌۚ
فَلْيَأْتِنَا
بِاٰيَةٍ
كَمَٓا
اُرْسِلَ
الْاَوَّلُونَ
«Hayır, dediler, (bunlar) saçma sapan rüyalardır; bilakis onu kendisi uydurmuştur; belki de o, şairdir. (Eğer öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir âyet getirsin.»[5]
مَٓا
اٰمَنَتْ
قَبْلَهُمْ
مِنْ
قَرْيَةٍ
اَهْلَكْنَاهَاۚ
اَفَهُمْ
يُؤْمِنُونَ
Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir belde iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler?[6]
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
قَبْلَكَ
اِلَّا
رِجَالاً
نُوح۪ٓي
اِلَيْهِمْ
فَسْـَٔلُٓوا
اَهْلَ
الذِّكْرِ
اِنْ
كُنْتُمْ
لَا
تَعْلَمُونَ
Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz.[7]
وَمَا
جَعَلْنَاهُمْ
جَسَداً
لَا
يَأْكُلُونَ
الطَّعَامَ
وَمَا
كَانُوا
خَالِد۪ينَ
Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.[8]
ثُمَّ
صَدَقْنَاهُمُ
الْوَعْدَ
فَاَنْجَيْنَاهُمْ
وَمَنْ
نَشَٓاءُ
وَاَهْلَكْنَا
الْمُسْرِف۪ينَ
Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem onları hem de dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa erdirdik; müsrifleri de helâk ettik.[9]
لَقَدْ
اَنْزَلْـنَٓا
اِلَيْكُمْ
كِتَاباً
ف۪يهِ
ذِكْرُكُمْۜ
اَفَلَا
تَعْقِلُونَ۟
Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâla akıllanmaz mısınız?[10]
وَكَمْ
قَصَمْنَا
مِنْ
قَرْيَةٍ
كَانَتْ
ظَالِمَةً
وَاَنْشَأْنَا
بَعْدَهَا
قَوْماً
اٰخَر۪ينَ
Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücuda getirdik.[11]
فَلَمَّٓا
اَحَسُّوا
بَأْسَنَٓا
اِذَا
هُمْ
مِنْهَا
يَرْكُضُونَۜ
Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar![12]
لَا
تَرْكُضُوا
وَارْجِعُٓوا
اِلٰى
مَٓا
اُتْرِفْتُمْ
ف۪يهِ
وَمَسَاكِنِكُمْ
لَعَلَّكُمْ
تُسْـَٔلُونَ
«Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!»[13]
قَالُوا
يَا وَيْلَنَٓا
اِنَّا
كُنَّا
ظَالِم۪ينَ
«Vay başımıza gelenlere! dediler; gerçekten biz zalim insanlarmışız.»[14]
فَمَا
زَالَتْ
تِلْكَ
دَعْوٰيهُمْ
حَتّٰى
جَعَلْنَاهُمْ
حَص۪يداً
خَامِد۪ينَ
Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu feryatları sürüp gider.[15]
وَمَا
خَلَقْنَا
السَّمَٓاءَ
وَالْاَرْضَ
وَمَا
بَيْنَهُمَا
لَاعِب۪ينَ
Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyuncular (işi, eğlencesi) olarak yaratmadık.[16]
لَوْ
اَرَدْنَٓا
اَنْ
نَتَّخِذَ
لَهْواً
لَاتَّخَذْنَاهُ
مِنْ
لَدُنَّاۗ
اِنْ
كُنَّا
فَاعِل۪ينَ
Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan edinirdik. (Bu irademizin eseri olurdu. Ama) biz (bunu) yapanlardan değiliz.[17]
Yükleniyor...