AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِنَّٓا
اٰمَنَّا
بِرَبِّنَا
لِيَغْفِرَ
لَنَا
خَطَايَانَا
وَمَٓا
اَكْرَهْتَنَا
عَلَيْهِ
مِنَ
السِّحْرِۜ
وَاللّٰهُ
خَيْرٌ
وَاَبْقٰى
«Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah hem daha hayırlı hem daha bâkidir.»[73]
اِنَّهُ
مَنْ
يَأْتِ
رَبَّهُ
مُجْرِماً
فَاِنَّ
لَهُ
جَهَنَّمَۜ
لَا
يَمُوتُ
ف۪يهَا
وَلَا
يَحْيٰى
Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar![74]
وَمَنْ
يَأْتِه۪
مُؤْمِناً
قَدْ
عَمِلَ
الصَّالِحَاتِ
فَاُو۬لٰٓئِكَ
لَهُمُ
الدَّرَجَاتُ
الْعُلٰىۙ
Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O’na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.[75]
جَنَّاتُ
عَدْنٍ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْتِهَا
الْاَنْهَارُ
خَالِد۪ينَ
ف۪يهَاۜ
وَذٰلِكَ
جَزٰٓؤُ۬ا
مَنْ
تَزَكّٰى۟
İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur.[76]
وَلَقَدْ
اَوْحَيْنَٓا
اِلٰى
مُوسٰٓى
اَنْ
اَسْرِ
بِعِبَاد۪ي
فَاضْرِبْ
لَهُمْ
طَر۪يقاً
فِي
الْبَحْرِ
يَبَساًۚ
لَا
تَخَافُ
دَرَكاً
وَلَا
تَخْشٰى
Andolsun ki biz Musa’ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.[77]
فَاَتْبَعَهُمْ
فِرْعَوْنُ
بِجُنُودِه۪
فَغَشِيَهُمْ
مِنَ
الْيَمِّ
مَا
غَشِيَهُمْۜ
Bunun üzerine Firavun, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.[78]
وَاَضَلَّ
فِرْعَوْنُ
قَوْمَهُ
وَمَا
هَدٰى
Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi.[79]
يَا بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
قَدْ
اَنْجَيْنَاكُمْ
مِنْ
عَدُوِّكُمْ
وَوٰعَدْنَاكُمْ
جَانِبَ
الطُّورِ
الْاَيْمَنَ
وَنَزَّلْنَا
عَلَيْكُمُ
الْمَنَّ
وَالسَّلْوٰى
Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr’un sağ tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik.[80]
كُلُوا
مِنْ
طَيِّبَاتِ
مَا
رَزَقْنَاكُمْ
وَلَا
تَطْغَوْا
ف۪يهِ
فَيَحِلَّ
عَلَيْكُمْ
غَضَب۪يۚ
وَمَنْ
يَحْلِلْ
عَلَيْهِ
غَضَب۪ي
فَقَدْ
هَوٰى
Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyiniz, bu hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar. Her kim ki kendisini gazabım çarparsa, hakikaten o, yıkılıp gitmiştir.[81]
وَاِنّ۪ي
لَغَفَّارٌ
لِمَنْ
تَابَ
وَاٰمَنَ
وَعَمِلَ
صَالِحاً
ثُمَّ
اهْتَدٰى
Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.[82]
وَمَٓا
اَعْجَلَكَ
عَنْ
قَوْمِكَ
يَا مُوسٰى
Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa![83]
قَالَ
هُمْ
اُو۬لَٓاءِ
عَلٰٓى
اَثَر۪ي
وَعَجِلْتُ
اِلَيْكَ
رَبِّ
لِتَرْضٰى
Musa: İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim.[84]
قَالَ
فَاِنَّا
قَدْ
فَتَنَّا
قَوْمَكَ
مِنْ
بَعْدِكَ
وَاَضَلَّهُمُ
السَّامِرِيُّ
Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.[85]
فَرَجَعَ
مُوسٰٓى
اِلٰى
قَوْمِه۪
غَضْبَانَ
اَسِفاًۚ
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَلَمْ
يَعِدْكُمْ
رَبُّكُمْ
وَعْداً
حَسَناًۜ
اَفَطَالَ
عَلَيْكُمُ
الْعَهْدُ
اَمْ
اَرَدْتُمْ
اَنْ
يَحِلَّ
عَلَيْكُمْ
غَضَبٌ
مِنْ
رَبِّكُمْ
فَاَخْلَفْتُمْ
مَوْعِد۪ي
Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi, yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana olan vâdinizden döndünüz?[86]
قَالُوا
مَٓا
اَخْلَفْنَا
مَوْعِدَكَ
بِمَلْكِنَا
وَلٰكِنَّا
حُمِّلْـنَٓا
اَوْزَاراً
مِنْ
ز۪ينَةِ
الْقَوْمِ
فَقَذَفْنَاهَا
فَكَذٰلِكَ
اَلْقَى
السَّامِرِيُّۙ
Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır’lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.[87]
فَاَخْرَجَ
لَهُمْ
عِجْلاً
جَسَداً
لَهُ
خُوَارٌ
فَقَالُوا
هٰذَٓا
اِلٰهُكُمْ
وَاِلٰهُ
مُوسٰى
فَنَسِيَۜ
Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun üzerine: İşte, dediler, bu, sizin de, Musa’nın da tanrısıdır. Fakat onu unuttu.[88]
اَفَلَا
يَرَوْنَ
اَلَّا
يَرْجِعُ
اِلَيْهِمْ
قَوْلاًۙ
وَلَا
يَمْلِكُ
لَهُمْ
ضَراًّ
وَلَا
نَفْعاً۟
O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?[89]
وَلَقَدْ
قَالَ
لَهُمْ
هٰرُونُ
مِنْ
قَبْلُ
يَا قَوْمِ
اِنَّمَا
فُتِنْتُمْ
بِه۪ۚ
وَاِنَّ
رَبَّكُمُ
الرَّحْمٰنُ
فَاتَّبِعُون۪ي
وَاَط۪يعُٓوا
اَمْر۪ي
Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Allah’tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz.[90]
قَالُوا
لَنْ
نَبْرَحَ
عَلَيْهِ
عَاكِف۪ينَ
حَتّٰى
يَرْجِعَ
اِلَيْنَا
مُوسٰى
Onlar: Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz![91]
قَالَ
يَا هٰرُونُ
مَا
مَنَعَكَ
اِذْ
رَاَيْتَهُمْ
ضَلُّواۙ
(Musa, döndüğünde:) Ey Harun! dedi, sana ne engel oldu da, bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit peşimden gelmedin? Emrime âsi mi oldun?[92-93]
Yükleniyor...